Bir varmıışş…bir yokmuuşş…
tekerlemesi masalın…
nasıl da uyuyor…uyuyarak geçen zamanımıza.
Gözlerimi yeni açmış gibiyim dünyaya…
geçen yıl…beş yıl öncesi…20 nci yaşımdan…
dünden…önceki günden…
dün gibi…dünden…
yok ki başkası, bir kaç milattan;
İşe başladım…hemen evlendim..
evimiz oldu…ilk arabamızı aldık…
derken çocuklar doğdu…
hepsinde çook sevindik…
yıllara sığan koskoca hayat hikayemiz.
Ağladım…çok ağladım hala özlüyorum onları;
Muhterem babam 49’unda,
sevgili annem de hasretimle gitti.
Sevinçlerim ve yasım; işte bir ömrün özeti…
Ve geldik derken bu yaşa…
Mazi diyemiyorum, hatıra yok ki ellerimde kalan…
hayallerim desem; belki en geç yarına…
ama hayır…diyoruz ya…belki yarından da yakın ya…
Hani duyunca dostlarımızı, daha biraz önce konuşmuştuk…
nasıl olur? sorusuna…
garanti veremiyoruz ki bir iki dakika sonrasına…
dikemedik ölümsüzlüğü yakamıza…
Korkulan işte o an gelmiştir…
davet beklemeden, kapı çalmadan girer içeri…
vakit tamamdır, demez bile… zaman bitti…
Beniz döner muma …
Kimi gözler alabildiğine açıktır, korkudan mı, yoksa çok mu zorla…
Kimi dudaklarda inadına tebessüm,
yolculuk kimbilir belki de olacak dostça…
ellerimle astığım saat durmuştur, aynı salisede…
görevini yapar…adı Azrail’dir… odur çünkü işi .
Duyulur mu bilmem… can uzaklaşınca tenden …
emanetini vermiştir beden;
sararmış, kavruk, son defa yıkanmayı bekler, habersizdir her şeyden…
ve… konulur musalla taşına…
Yetişenler kıyamdadır son namazında…
haklarını helal ederler…
sıra bekleyenler…
bir iki göz yaşı dökecekler arkamızdan…
kırdıklarımız oldu… beyhude sevinecekler mi bilmem…
İşte son yolculuk, sonsuzluğa…
elveda… geride kalanlara…
ve… bir tabut ve bir kaç metre bezden kefen…
dökülür topraklar…
Gökyüzü yok…gök kubbe kaybolmuştur birden…
Doğumda vermişlerdi…
yazacaklar üstüne; “Orhan” adı…
ve… son milat;
benim için de olacak elbet bir mezar taşı…
Orhan ÇİMEN