Düşler Sokağı…

Öyle garip bir sokakmış ki
her adımında bir meyhane
güneşin kayboluşuyla sesleniyor
hüzünlü bestelerin
yâr kokan nağmeleri,
sessizliği bozuyor
efkârlı naraları
boğazlardan sanki ağızlara boşalıyor
dudaklar engelleyemiyor haykırışları,
aşkın şerefine bir bir iniyor, kalkıyor
dertlenmiş kadehleri…
Taşlı sokakta taştan kaldırımlarda
bağdaş kurmuş bir dolu erkekler
önlerinde birer çilingir sofrası
gazete kağıdında küflenmiş peynirler
kırık leblebisi
bir de limonu mezesi…
Ay biraz küskün, aydınlatmıyor
karanlığa yakın loş ışıkları,
yüzlerden hiç anlaşılmıyor aşk acısı
yankılananlar hicranın kalp atışları
mesti harab ediyor dillerdeki mısraları…
Vakit tam gece yarısı
öylesine güzel kokular yayılıyor,
ışıkla doluyor gökyüzü,
aydınlanıyor sokağın dertli çehresi…
Geliyor bir dildarın topuk sesleri
sokağın başında baygın bakışları,
al al dudakları,
titretiyor adımları
döndürüyor bütün nazarları
susuyor, sükuta eriyor bütün sesler
kiminin ellerinde,
kimisinin dudaklarına yapışıp kalıyor kadehler…
Baktığımda Sana
ağlayan gönlümün bütün ağrıları
ince bir sızıya dönüyor
sonra kuş olup kanatlanıyor
uçuyor, kayboluyor ardından
gökyüzünün karanlıklarında hüzünler…
Bir afeti devran diyorum,
sessiz çığlığımı yalnız kendim duyuyorum,
titremeye başlıyorum…
Sen yaklaştıkça çarpıyor,
yırtıcı şahinin pençelerinde
çırpınan yavru kuş gibi kalbim,
kesiliyor nefesim
dokunduğunda saçlarıma
inliyorum, aldığım sanki son nefesim
bakışlarına ilişiyor gözlerim,
çarpılmış gibi donup kalıyorum…
Bir dokunuşunla
yakıyorsun bin canı
bir yüreğe bırakıyorsun
sonsuza kadar bitmeyecek binbir nâr-ı aşkı…
Öyle garip bir sokakmış ki meğer
her adımında bir meyhane
güneşin kayboluşuyla hüzünlü bestelerin
dillerde yâr kokan nağmeleri,
sessizliği bozuyor
efkarlı naraları
boğazlardan ağıza boşalıyor
dudaklar engelleyemiyor haykırışları
aşkın şerefine bir bir inip kalkıyor
dertlidir kadehler
taşlı sokakta taştan kaldırımlarda
bağdaş kurmuş bir dolu erkekler
önlerinde birer çilingir sofrası
gazete kağıdında küflenmiş peynirler
kırık leblebisi
bir de limonu mezesi…
Ay biraz küskün aydınlatmıyor
karanlığa yakın loş ışığı
yüzlerden hiç anlaşılmıyor aşk acısı
yankılanan hicranın kalp atışları
mesti harab ediyor dillerdeki mısraları…
Sana rastlayana kadar
hiç bilmiyordum bu yerleri
geriye dönülmeyen, bitmeyecek bir gelecekmiş
sonsuzlukmuş meğer,
girip de ebedi kalınacak bu yeri
bir zamanlar okuyordum soluk soluğa kitaplarda,
anlatıyorlardı,
düşler sokağını;
aşk masallarının tarif edilen bu en son durağını…

Orhan Çimen

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.