Bir Nokta Olabilsem Hülyalarında…

Bir nokta diyorum,
tek bir nokta olabilsem
hülyalarında…
Bir nokta kadar tutunabilsem
rüyalarında…
Bir nokta diyorum;
hayatında,
olabilsem kapınızda,
baktığın aynalarda,
tenine çarpan rüzgarlarda;
küçücük bir nokta…
Terinle ıslattığın yastığında,
kokunun değdiği
bir nokta…
Kokladığın gülde,
sevdiğin her yaprakta
bir nokta…
Okuduğun kitaplarda
gözlerinle okşadığın
onca nokta olsaydım,
çılgına dönerdim
her baktığında bana
kanatlanıp uçardım…
Ne olurdu?
Bir nokta olsaydım,
sende, sana ait tek bir şeyde,
sana yakın ve sende
tek bir nokta…
Ey sevgili!
Gittin çok uzaklara;
kıyametler yaşıyorum hicranına
yok olup gitmek diyorlarsa adına
hazırdır bir nokta olmaya
senin için bu can sana…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Cellat…

Medet! Ey derdimin çaresi yar,
kayboldum uçsuz bucaksız
bir deryanın girdabındayım…
Bastırdı birden rüzgarlar,
o masum gökyüzü döndü kıyamete
şimşekler çakıyor,
kızılla kucaklaşıyor kara bulutlar…
sessiz sakin sular
büyülenmiş,
azgın deryaya dönüyorlar…

Adına kara su diyorlar,
yatıyormuş yatağında
kara sevdaların bütün mevtaları…
Aramışım seni;
cennet bahçelerinde değil,
seçmişim neden?
Bilmiyorum derin suları…
Sen bir dua mısın?
Yoksa ben miyim beddua?
Kapılmışım bir hayalin karaltısına,
eller kara yüzler kara,
hangi sıfatı aldım karşında,
yalın ayak dönmüşüz garip gurebana…
Çırpınıyorum kurtulmaya,
her imdat sedasında,
sen çıkıyorsun karşıma;
“gel” diyorsun, gel…
götürüyorsun,
ümitmiş gibi her defasında,
kara suyun en derin çıkmazlarına…
Ah edemiyorum sana
ayaklarımızla çıkmışız darağacına
teslim olmuşuz, gönüllüyüz
sevdanın, yüzü maskeli celladına…
Kurtulan var mıdır?
Karşı durulur mu?
İnecek keskin palasına…
Can bu, çok sevilir
her salisede ümitle bakar cananına…
Kurtuluş palada mıdır?
Yoksa celladında mı?
Çıkmaz sokak diyorlar,
çaresizliğin adına…
Düşmüşüm sonsuzluğun girdabına
kaybolmamak için sarılıyorum
kapattığın o karanlık
aşkı muamma kapılarına…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yarınına…

Kulaklarımda yankılanmıştı
telefondaki sesin,
bağırınca, yanlış, doğru çıkmıyor ağızdan
Kötü söze hesap sorulmuyor dudaklardan
Ne olurdu o yükselen sesinin
haklılığını gösterebilseydin o zaman…
Gösteremezdin…
Haklının değildi sesin…
Ne şimdi asude
ne geçmişte öyleydi,
ne de gelecekte
koruyacaksın haklılık değerini…

Gerçek değilsin, zira,
Biliyorum hülyalarını
tül arkasındasın yüzün çok belli…
Zannettin gözler hep bağlandı
oysa her şey ayan beyandı…
Ali Veli kırk dokuz elli
olsa daha da çok istersin değil mi?

Biraz bak kendine,
beyhude;
yakılıp yanma, etme niyaz…
Yere göğe sığmıyordun
dilden düşmüyordu yüceydi adın;
gerçek değilmiş
şaşırdım bakıyorum,
mecazmış meğer, inanılmaz!

Talihlisin çarpılmamışsın
şimdiye kadar bir şeytana…
Bir bakarsın;
dün değilse, belki bu gün,
bahtın döner yarın,
götüremezsin yalanları yanında
yolda bırakır
takılır kalır bacakların,
o çok güvendiğin oyunlarına…

Sevdim be hem de ölesiye,
aşkla taptım sana
benzetmiştim aslında
seni, asumanda bir “Nurana”

Kalmış olsan da
yıllar öncesi incittiğin hatıralarda
hatırlıyorum bir zamanları;
ok gibi “doğruydun”
kimi zaman gözümde
ulu bir abide…
Öyle mi zannettim?
Yoksa o da mı bildiğimiz numara…
Affedemiyorum;
kapılmıştım sevdana
aşkının sıcacık rüzgarına
ama bakınca titriyor yine yüreğim;
bu günden sonraki yarınına…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Âli Keremine Sığınıyorum…

Bilemezsin hangi ışık var yüzünde,
görebilsen benim gözümle,
kendini bulurdun
bir Nergis hikayesinde…
Öyle güzelsin ki;
sevgili kadınım
ab-ı hayat nişanı alnında
kendini gördüğünde
sen de yanarsın narına
aşklar her anlatıldığında
yaşayacaksın tüm zamanlarda…

Dilim dilim oluyor dilim,
sıralıyor kelimeleri peş peşe
kifayet etmiyor kalemler,
anlatamıyor,
cümleler seni…
Bitsin hicranın ne olur
güzel yüzüne…
Uzattığım ellerim
garip kalmasın sensiz,
dolansın ince beline…
Ay, güneş, yıldızlar etrafında,
hayran hayran bakıyorlar
şaşkınlar,
alamıyorlar kendilerini,
didarındaki ziyaya
aşkı muamma diyorlar…

Görebilsen benim gözümle,
bilemezsin hangi ışık var yüzünde,
neler anlatmak istiyorum;
hikmetini,
sende kaybolmuş arzı halimi…
Hırpani ruhumun
yüzyıla dayanmış sevda hüznüyle,
dönmüşüz seninle ins-ü cine;
daha ne kadar sürecek?
Bilmiyorum tavafım…
Tükendi kalmadı takatim
el aman diliyorum,
işte bak huzurdayım meleğim,
Âli keremine sığınıyorum…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kızıl Elma…

Öyle özlüyorum ve
o kadar çok seviyorum,
aşığım;
rüyalarımdan ayrılmayan
dayanılmaz ihtirasım sana…
Hep yıldızına bakıyorum,
sığınıyorum burcuna…
Işıltına diz çöküp,
eğiliyorum rüzgarına…
Uzaklaşıyorsun her uzandığımda,
kaybettiğimi sanıyorum,
ama ümitsiz olamıyorum,
koşuyorum umuduna…
Bir baht dedim sana,
bir şeref bir onur oldun…
Sen dedim gururla,
tariflere sığdıramadım mısralarda,
ruhlar çağrıldığında kıyama,
zamana inat koşacağım
yine Kızıl Elma’ya…
Anlatırlar mı bilmem masallarda,
divane dolaştığımı
yalın ayak dağlarda…
İçime koyduğun kor ateşinle,
yalnızlığın koynunda,
ebedi olmak için seninle,
sadık kalacağım kavuşma yeminine…
Sen ki Kızıl Elma;
gök kubbe avuçlarında…
Öyle yücesin;
sığmıyorsun hayallere,
sen istemedikçe
binlerce parçaya böldüğün aklımda
tutamayacağım, sana ait hiç bir hatıra…
Semaya yükselen alevlerin
göz alıyor,
tutkusuyla yakıyor,
çekiyor sana…
Her gece seni getiren
hep benimle kalacak
derdest ettiğin
sonsuzluk ihtişamı ruhumun;
aşkı hümayunu
“Kızıl Elma” sevdası,
yaksa da avuçlarımı,
mefkuredir, bırakmayacağım…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın