Keremsin…

Hikayenin başına dönebilseydin,
ne olurdu?
Bakıyorum sensiz dünyaya ,
olmadığın zamana,
rüzgarlar eskisi kadar ılık esmiyor, üşüyorum…
Başım önümde;
kaybettiğim sevinçleri arıyorum,
kırılmış kalbim hicranına dayanamıyor
ağlamak istiyorum…
Kurumuş göz pınarlarım ruhuma hükmetmiş,
damlalar inancını kaybetmiş,
söyleyebilsem onlara yalnızlığımı,
göz yaşlarım biliyorum beni anlatacaklar…
Seni arıyorum, sokaklardaydım gün boyu,
işte güneş de battı,
şaşkınım bir bilsem neredesin?
Yakınında olacağım…
Saatler gece yarısını gösteriyor,
nöbetteyim soluklandığın köşe başında,
içinde sen diye yudumladığım şişem koynumda,
bilmem kaç oldu?
Yıllandı özlemin…

Sakladığım o ilk tebessümüne dönebilseydin,
ne olurdu?
masumiyet yakışıyordu yüzüne,
yeter! İçim kan ağlıyor,
yoksun, çiçek bahçeleri öksüz,
asılmış gülmüyor, yorgun yüzler…
Sokulmak istiyorum sana,
sığınmak istiyorum yüreğinin bir köşesine…
Mesafeler girse de
rüzgarlar soluduğun nefesini
taşısınlar hasretim,
kokusu mutluluk esintilerim…

Dönebilseydin büyülü rüyalarıma,
ne olurdu?
turâbı olurdum ayaklarının,
yüz sürerdim,
boyun eğerdim buyruklarına…
Bakıyorum meleklere,
yüzlerindeki tebessümlere,
yakarıyorum;
döndürün eski mahcup haline…

Kaç yıl oldu senden uzaktayım…
Yeminler olsun yüzün yad ellerde kaldı…
Unutmadım, nasıl unuturum?
Kırılmış olsa da hayallerim
neler tekrarlıyorum? Bilemezsin…
Hiç düşmüyorsun, dilimde, ezberimdesin
bir inkara, bin yakarıyorum
ne yapsam bu gönülde bitiremiyorum
affın gözlerinde sen keremsin
ne olur hiç bitmesin
yüzündeki o sonsuzluk masumiyetin…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Masum Değilsin…

Hakikaten yanılmışım…
Büyük hayal kırıklığı,
artık nezahet diyorum
biraz nezaket istiyorum…
Hak etmemişken
bu kadar çok yükseklere
nasıl çıkarmışım şaşırıyorum…
Öyle mahcup öylesine üzgün ki kalbim,
sessiz sakin bakarken yüzüne
biraz tebessüm iken dileğim,
bu defa sen açıyorsun yüreğini
ne varsa atıyorsun,
hicap yok, seviye tanımıyorsun…
Seni tanımak ne kadar uzun sürdü
zira müthişsin oynadığın rollerde;
asalet görmüştüm yüzünde,
saffet bulmuştum sesinde,
ahengin emsalsiz ruhu demiştim,
öylesine hoş, öylesine latif,
kusursuzdu bakışların sıcacık,
ruhumda mutluluk rüzgarları estiren,
gülmeyi öğrettin sanmıştım…
Kır çiçekleri kadar yalın,
kelebek masumiyeti diyerek seslenmiştim…
Anlıyorum ki, kör yaşamışım…
İşte şimdi tam da gerçeksin;
ne kadar çok seviyorsun
o ağzına doldurduklarını
çıkarmakla bitiremiyorsun…
Öyle alışmışsın ki kırmaya
dayanamıyorsun aynalara,
öfke nöbetleri hep sesinde,
biraz dikkatli bakınca
uzakta değil gerçek yüzünde…
Daha nasıl “göze sokulur”
Yumuşak, sahte tonunda sesinle
bakıyorum oynuyorsun istediğinle…
Bilinenler dışında kaçıyla gözde
bilmem kaçıyla temasın tende…
İnanılmaz cesursun(!) korkmuyorsun…
Aslında bodoslama koşuyorsun…
Nasıl bir haleti ruhiye yaşıyorsun
hiç bitmiyor, bitmez sendeki tecessüs…
Arayan Mevla’sını da buluyor
öyle anlaşılıyor ki bulana kadar
yolculuğuna devam edeceksin…
Mutluluğu bulduğunu zannettiğin anda
kaybettiğin hayatın;
dönüşü olmayan acı kederin olacak…
Sana nasıl bakmışım,
kör yaşamışım;
Sen yücelerden yüceydin
meleklerin üstündeydin…
Öyle görmüştüm seni
öylesine çok sevmiştim
Leylasın, Aslısın demiştim…
Öyle güzeldin,
aşkı ilâhiydin, sevgiliydin
lügatlerde yoktu karşılığın
erişilmez kadındın
saygıyla hep ayaktaydım…
Neden yazıyorum?
Bitmiş bir hikayeyi
bir hayali sükutu…
Seni çok sevmiştim
bahar çiçeğiydin
gün ışığım,
gecelerde yıldızım,
ay ışığımdın…
İçim acıyor, canım yanıyor
Biliyor musun?
Değmiyorsun…
kaybettim seni,
artık hiç bir şeysin;
Sen masum değilsin!

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Ayak Sesleri…

Toprakları kokluyorum,
avuçlarımda sanki bedenin,
ölüm kurtuluş derken,
en büyük özlem
ölümmüş meğer…
Dönüşü olmayan yolculuk,
gelemiyorum yanına çaresiz,
sadece bekliyorum…
Yağmurlar başladı,
mesafeler çok uzak,
tek başına gelebilir misin?
Mezarlık çok soğuk,
gelenler ürperiyor biraz…
Bak yandaki komşunun
sevdiği kadın,
sırtında mor bir şal
şimdi siyah bir karanfil bıraktı,
iki damla da göz yaşı…
Yaşarken zindanlara
çok girdim bilirim,
hep “bir gün” derdim…
Çok karanlıktayım,
zaman durdu, saat yok!
sessiz tek başına
toprak altında,
burada;”bir gün” yok!
En çok sevilen,
en çok istenen,
en çok beklenen;
ayak sesleri…
Bir ayak sesi diliyorum umutla,
bekliyorum topuk seslerini…
Gelemezsen de anlarım,
sadece kalbinden geçir yeter,
ve O, bir zamanlar gerçekti de!
Tutuşmuş, yangın yerine dönmüş gönül,
işte bitmiş bir hayat sonrasında
yine hiç değişmiyormuş…
Bakıyorum kendime,
nasıl bir şeydi yakalanmışım sana…
Yine tükenmiyor hasretim,
kurtuluşu kara toprak diye istedim;
ama işte bak!
Şimdi daha çok mahkumum…
Nedir bu sensizlik? Allah aşkına,
yaşarken deli divane,
kaybolmuşlukta daha beter virane…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Rüyaymış Meğer Korkularım…

Ne kadar oldu takılmışım
inanamıyorum bir rüyada kalmışım…
Tabirini sorup duruyorum kendime;
çok dolaştım gökyüzünde
yıldızlar, melekler, burçlar
musallat oldu uykumdalar…
Yanlarında bir de fani
süslemiş püslemişler
puslu bir ay ışığı altında
“işte kadının” diye sundular…
Öyle ya ilahiler onlar
inandım, gördüm;
tıpkı gökyüzü karanlığında
parlayan yıldızlar gibi
işvesi,
hep bakılsın istiyor
o kadar çok ki flört cilvesi
pazarlaması müthişti…
Tutmak istedim ellerini
kırmızı dudakları
gülümsemesi şehveti
bir baktım ki;
arkamda hep birileri,
her birimiz zannediyoruz
bizedir gülümsemesi…
Onur kırıcı hâli
uykularımdan etti
uyudum uyandım
bir sağa bir sola dönüp durdum,
uyur gezer oldum
oturdum yatağa asap bozucu
tekrar tekrar
yastığa başımı koydum
terler bastı kan revan içindeyim…
Kabustu gördüklerim;
satıp duruyor öyle ki haktan sureti (!)
çok inandırıcı masumiyeti (!)
Ne kadar zormuş hayal kırıklığı;
gördüğünüz peri kızı,
düştükçe astarı, telası
yüzündeki maskesi, boyası
farkında değil konuştukça
diziliyor art arda
hünerli yalanı, şirin itirafı…
Hangi zamanı yaşıyorum?
Neredeyim?
Rüyalardan ayrılmayan,
ben kaçtıkça kovalayan,
çırpınıyorum, kurtulamıyorum,
içinde Sen olan dönme dolaptan…
Çok derinden ismim söyleniyor,
yumuşak bir ten yüzümü okşuyor,
elleri saçlarımda, bir buse var dudaklarımda;
şiir gibi şefkatle;
“seni çok seviyorum,
geç kalıyorsun, çok terlisin, banyo hazır…”

“Kahvaltını hazırlıyorum…”

Özür dilerim,
rüyaymış meğer korkularım!
“Günaydın, bitmeyen bir aşkla
ben de seni çok seviyorum…”

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Çaresiz Gerçek Olan Sensin…

Öylesine derin yaralar açtın ki kalbimde
hayatıma girdin nefesim oldun,
yeni bir baht oldun
kader çizgimde…
Özlemin acı verdi ruhuma
onunla mutlu oldum…
Attığım her adımda
adını terennüm ettim ezberim oldun…
Hasretin bin yıllık uzaklıktayken bile,
hiç terk edemediğim
nurunla karşımda durdun…
Sessiz içime akıttığım
sensizlik göz yaşlarını,
özleminin bir parçası diye
yudum yudum içtim…
Öyle çok gönül kırdım,
tebessümlerin ahını aldım,
bakamadım kimselere sana bağlıydım…
Seninle yeni bir sayfa açıldı dünyama,
hüznünü yaşasam da varlığın
mutluluk şarkılarını doldurdu dudaklarıma…
Bahar çiçekleriyle uykulara daldım,
seninle yastığımı paylaştım,
sıcaklığın geceler boyu yanımdaydı,
terk etmeyen ten kokularınla
rüyalarımda yaşadın…
Bitmeyen şarkıların efendisi diyordum Sana,
satırlar, sayfalar, kitaplar, ciltler
bir ömür seni anlatmaya yetmez diyordum,
bitmeyecek, zaman ötesi,
ebedi diyordum,
muhterem aşkı ilahi, çok seviyordum…
Hala sen diyen gönül
gök yüzünde kanat çırpıyor,
bitmesin diyor senin için,
öyle sevecen öyle candan
bütün şirinliği ile yakarıyor,
seni yazmamı, sana yazmamı istiyor…
İncinmiş mahzun kalbim;
baharı yaşarken dönen mevsimlerle
ani bastıran kışta,
çok soğuk üşüyorum derken,
gönlün kavuran sıcaklığına,
şaşkın şaşkın bakıyor…
Aşkla yanan bir gönül,
hayal kırıklığıyla
lime lime parçalanmış
buz tutmuş bir kalp,
ve kavganın tam ortasındayım…
Çaresiz gerçek olan sensin…
Sevdiğim bir zamanları
taptığım kadınımı
inkar edemeyeceğim aşkımı
sayfalar arasına konulmuş yaprak gibi
bilmem hangi zamana kadar durur,
elbette bir hatıra olarak saklayacak
kalbime emanet ediyorum…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın