O’nsuz Yaşamak…

Pembe köşkün perili kızı diye
Geceler boyu sarılmışım,
yarattığım kederlere…
Hayal bile değilken
adına sonsuzluk demişim,
fani ümitlere…
Mecnun gibi severim diye
Leyla kaftanını giydirmişim,
bigane değerlere…
Cinnetimmiş meğer
cennetim dediğim sine…
Kabahatim büyüktür;
aşkı dönülmez kılmışım,
dönülüyormuş meğer sonunda
onursuz esirlere…
Binlerce defa yazmayacağıma,
yeminler etsem de yine,
yine yazıyorum kahırla işte.
İstemiyorum derken bile;
ne kadar çok istediğimi tekrarlıyorum kendi kendime…
Tutabilsem biliyorum ki kurtulacağım,
Öyle bir tutku ki bu sığmıyor avuçlarıma ,
öyle kıpır kıpır ki tıpkı senin gibi…
sana benziyor, senin gözlerin gibi…
Allah aşkına biliyorsan nasıl çıkılacağını,
sen çık, uzaklaş bu gönülden…
Aczim karşısında kendimden utanıyorum.
Benliği kaybolmuş zavallı …
Kendimi kimliksiz hissediyorum.
Esaretin bu kadarı onuruma dokunuyor.
Ama o kadar zor ki;
zincirleri kırmak,
zifiri karanlığından hayata tutunmak,
kalbimden dudaklarıma getiremediğim sevgini anlatmak.
o kadar zor ki;
O’nsuz yaşamak…

Orhan ÇİMEN

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Seni…

Seni…

Nasıl sevmem ki; seni…

Şefkatine sarıldım; sinendeyim…

gece karanlığındaydım ışığına tutundum

ölüme kurtuluş derken,

hayatı tutuşturdun ellerime…

Nasıl sevmem ki seni…

Rüyalarımdan nasıl çıkartırım?

Minnetim o kadar büyük ki…

Yetmiyor artık bana rüyalardaki sen…

Daha çok ve daha çok istiyorum seni;
her damlasını yudum yudum içtiğim

sıcaklığına sarılır gibi tuttuğum mey kadehlerinde

ruhların o yok oluş anını yaşamak istiyorum…

Gözlerinle yaktığın ateşte

kor alevle çevrilen bedenim;

sensizlik cehennemini yaşarken,

nasıl sarılmam ki cennetim olan ellerine…

Merhamet limanı,

kavrulmuş ruhların rahmeti,

isyanlarımda sığındığım sabır meleği;

tutunmuşum bir kere sana çok görme…

sonsuzluk için beraber olma duasını,

nasıl paylaşmam ki seninle…

Nasıl sevmem ki; seni…

Orhan ÇİMEN

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yalnızlık…

Ödülü mü insanın;
uzaklardaki dostlukların açmazlarını
kalbinde duyması…
Hasretleri solurken,
yalnızlıkları oynatıyor hayat bize….
Mezarlıklar dolu yalnızlarla…
Üst üste yürek koymalı…
Yıllar hangi dehlizlerden geçirdi bizi
daha hangilerine götürecek hiç bilmiyoruz…
Unutmadıklarımız,
sahiden olacak mı kavuşacaklarımız…
Sırrı; avuçlarımızın alın yazısı çizgileri…
Ölüm anı belki açılıyor,
gönül köprüleri sonsuzluğa giderken…
Hüzünlü anın bizdeki izleri ,
inanılmaz çabuk bitiyor.
Alışıyoruz… hiç olmamış gibi.
İzler kayboluyor atarken adımları ,
tecrübe dediğimiz şeye rağmen,
her adım yeni bir boşluğa doğru götürüyor bizi…
biz zavallı insanlar bu kadar yaratıcılığımıza rağmen,
hep tek ve yalnız değil miyiz?
Kimi zaman çocukca oyunları,
kimi zaman meczubu,
kendi sahnemizde yalnız oynamıyor muyuz?
Bitiyor ve son diyor hayat…
Nereye, nerede gizlensen seni buluyor
ve akibet yalnız yüzümüze söyleniyor…
Öyleyse nedir bu ihtirası gönüllerin,
nedir sonsuzluk gayreti bilineni bilerek.
Heveslerimiz, tutamadığımız arzular
ellerimizi sıkı sıkıya kavrayarak
kimi zaman acıya götürüyor bizi .
Bizim bildiklerimiz, bilmediğimiz kaç binlercesi
gönül peşinde perişan…
Hele gözleri kör olan karanlık sevdalıları,
ruhların yaşadığı cinneti
nasıl kaldırabiliyorlar üşenmeden, hevesle…
Hayal denen gelecek kurguları,
aslında bilineni önümüze koyuyor…
Bencilliğin bütün kırıntılarını yaşayan insanoğlu,
kendi akibeti; yalnızlık illetini kendi hazırlıyor aslında …
O kadar çok ben çıkıyor ki ağzımızdan
ve sonuçta yaşamı boyunca yalnızı oynuyor insan.
Ne kadar büyük acımasızlık…
Anlamsızlıklar içinde anlama gayreti,
hep yaptığımız şey değil mi?
Nefes aldığımız sürece yakamızı bırakmayacak,
aslında varlığımızın ayrılmaz parçası
menfaat maymuncuğunu
her kapı için kullanma gözü açıklığımız;
ihtiras denen infaz memurumuzun ta kendisi aslında.
Mutluluğu bencilliğimizle arkadaş yapan,
başkalarını yok sayan
bilinç altında beslediğimiz korkularımız…
Cesaret insanın kendisini yok sayması,
kaybedeceği şeyin korku olduğunu
bilmesi değil midir insanoğlunun?
Korkuya galip gelme;
Yaşayacağımız en asil duygu…
Yüreğimize koyduğumuz sevgidir.

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Gecelere Sığınıyorum…

Gecelere sığınıyorum
karanlıklarla sarmaş dolaş…
Issız sokak aralarında
korkularla arkadaş…
Biliyorum titrersin buralarda,
göz bebeklerin büyür,
hayretle bakarsın perişanlığıma…
Acırsın berduş halime…
Tutkunun esiri gönlümü,
kaçırmak istiyorum
gelemeyeceğin yerlere…
Aklımı tutmak istiyorum ellerimle;
Sen olmadan sensiz bir dünya,
Sensiz bir gözyaşı, sensiz bir umut,
Olmadığın bir duada,
mutlu olmayı istiyorum…
Ne yaptıysam bitiremedi seni; veda, elveda…
güzel yüzünü inkar ediyorum,
Ay’a ulaşmasın ışığı,
Gözlerini siliyorum gözlerimden,
Karanlıkta kalsam da…
Bütün muhabbet kuşları,
Suskun kalsa kısılsa da sesleri…
Ne olur, olmadığın yıllara dön geri…
Altın tepsi içinde sunsan da ümidi
Seni yükseklerde o kadar çok taşıdım ki
Gücüm kalmadı tükendim artık,
Bırakıyorum şimdi tutamadığım ellerini…

Orhan ÇİMEN

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Her zaman…

Yükselen değerler diyoruz
kapımızı çalıyor cüceler.
Değerler yaratıyorlar sözüm ona
paketliyorlar yaldızlı ambalajla,
çürümüş iğrençlikleri doldurup
pazarlıyorlar adı insan olanlara.
Karanlık kafaları,
doymamış vicdanları,
hazıra konmuş mirasyediler gibi
bol keseden sunuyorlar insanlara…
Güven denen kayıtsız sermayeyi
masumiyet maskesi altında
dolandıran yüzsüzler…
İncinen gururlar,
istihza ile bakan sessiz acılı gözler
olgunluk içinde göstermeye çalıştıkları
asalet; bir acizlik değilse,
keramet denilen tevekküle koyduğumuz bir isim…
Liyakat ki insan astarı
çok ucuza satılıyor artık semt pazarlarında.
Derya koymuşlar adını
beş para etmez leş kokan
mundar ırmakları…
O güzelim bahçeyi, bağı
miğferi atmosferin ormanları
talan eden insanlığın katilleri …
Adının başına hangi iğrençliği koysan
apoletiyle sırıtan dolandırıcı namussuzlar…
Yanımızda, yanı başımızda can denilen arkadaşı,
sıvazlarken sırtımızı,
üç para etmeyen menfaati icabı
çaktırmadan oluyorlar derimizi yüzen birer insan celebi…
öyle çoğaldı ki;
hakkımızdır deyip, mağduru mazlumu
onurluca soymayı meslek edinenler…
Arkadaşının incinmiş gururunu,
iğrenç zevk salyaları eşliğinde
midelerine dolduran sefiller…
Saymakla bitmiyor şanlı şöhretli bu konuda ünlüler…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın