Zindan

Biliyor musun sen, hangi derin sulardayım
Sana yakınken sensiz yaşıyorum…
Biliyor musun gökyüzünün sonsuzluğundayım,
Seni görüyorum, çok yakınsın ama bakamıyorum…

Zincire vurulmuş mahkûmlar gibiyim;
Göz açtırmıyor tepemde heyula gardiyan…
Bir ışık diliyorum, o sefil zindandan,
Bir ses istiyorum, o sessizlik durağından,
Bir nefes ki işte senin o ten kokundan,

Çok soğuk titriyorum, dağları bekleyen korkumla,
Baktığın o aynadan bir tebessüm gelse,
Gözlerin ışığım olsa, aydınlansam, tutunsam onlara,
Parmakların dokunsa ellerime, zincirler çözülse…
Razıyım, sonsuza kadar aşkına mahkûm yaşamaya,

Suçsuzum ben, yok ötesi seviyorum,
Yalnızlık dehlizleri neden?
Haykırıyorum, o ıssız korku odasından…
Yankılanıyor seslerim, sen duyuyor musun?
Çaresizliğim aşamıyor o engin taş duvarlarından,
Tükeniyor umutlarım, sen hâlâ yaşıyor musun?

Kıyametlerin koptuğu zavallı ruhum…
Paramparça olmuş sahipsiz yüreğim…
Daracık bir hücrede, yalnız, ışığını beklerken
O güzel yüzüne nasıl muhtacım bir bilsen…

Gündüzler kayboldu, gözüm hep karanlıklarda
Yorgunluktan dönüyor her kâbus, biraz sonra rüyaya
Sevinçle koşuyorum içinde sen olan dünyaya,
Ellerim bağlı, gökyüzü üstüme kapanmış da olsa
Ay yüzünle dalıyorum, umutla, her gün yeni bir hülyaya…

Orhan ÇİMEN

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Umuda…

Açtın gönül pencereni, saldın aşk ateşini ruhuma
hazırlıksız yakalandım yıldızlı parlak semalarına…

Orada daldım hülyalarına, kimi zaman da rüyalarımda …
Görüyorum ki hayal de olsan döndün güzel bir umuda,

İçinde her şeyiyle sen olan, kuruldu bir dünya
Tümüyle seni yaşadım, bana ait oldun orada…

Göklere yükselen bunca yakarış nidasıyla,
Şiirler yazıldı adına, methiyeler dizdim sana,

Hicranın göz yaşı oldu, doldu göz pınarlarıma…
Şaşkınım, unutuyorum her şeyi karşında,
hiç bir şey kalmıyor hep râm oluyorum sana.

Kayboldum, çaresizim sensizlik karanlıklarında
Dönüp bir bakar mısın arkana, nasıl bir dünya bıraktın bana…

Diz çöküyorum, aflar diliyorum kimi zaman…
Her bakışında dilim tutuluyor, titriyorum heyecandan…

Aşkla bağlandı, hüznüne sevdalandı kalbim
Sefalardayken sen, hasretinden hep derbederim

Bağladın beni kendine, prangaların ruhumda…
Yaktığın aşk ateşine, olmuyorsun küçük bir damla…

Dayanamıyorum, bakma sessizliğime,
Sensizlik kavuruyor kalbim yangın yerinde…

Yokluğun acı vermesin artık bana, bakışlarını istemem,
İncitmesin, gitsin benden çok uzaklara…

Heyecan vermesin umutsuz gülüşün
Olmasın artık hülyalarımda o ay yüzün,
Saklansın rüyalarım senden, kaybolsun hüznün…

Gönül kırgın, ruhum yorgun düştü umutsuz aşkından
Kalbim sana değil, sensiz bir umuda koşmadan,

Uzatsan da ellerini yine de çok sevdiğimi söylesem
Çıksa af namen, pişmanlıkların dudaklarından…

Ayrılık yeminleri etmişim daha sana kavuşmadan,
Çok yazık… sensiz hayat bana da artık zindan.

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Düşlerimi Süsle…

Aşkınla oldum divane, döndüm deliye,
Tanıdım koybolmuşluğu ilk seninle…
Bakıyorum umut ışıkların gözlerimde,
İşte o zaman katlanıyor sevdan ölesiye bende…
Öyle ki zaman duruyor varlığında,
Seninleyim, doyasıya yaşıyorum her anı…

Aramızda dumanlı, yüksek, karlı dağlar,
Sana kavuşmak biliyorum hayal,
Hasretin ince ince yüreğim dağlar,
Aşk çeşmesinde bekliyorum kurar mısın hayal…

Kuş kanadıyla gönderdim sevgimi sana,
Yoldaş ediyorum kara sevdamı sana,
Hülyalarım… düşlerim istersen hep sana,
Hüznün, dertlerin, tasan… hepsi bana…

Yoksun bu gün, sensiz ilk güne geldim,
Kulaklarım çınlıyor aklına mı geldim,
İnan ki çok özledim gülen yüzünü,
Bekliyorum her akşam, gelecek ertesi günü…

Kuş olsam gökyüzünden seyretsem seni,
Akan sulara adını vermişler; aşk çeşmesi,
Kana kana içsem diyorum sevgini,
Sen diye seviyorum burada dokunduğun her şeyi,
Kimse sevemez benim kadar seni
Bunu sen de biliyorsun eminim ki…

Dayanamıyorum artık hasretine…
Gündüzler kayboluyor yokluğunda
Geceler matemine giriyor karanlıklarda
Tekrarlıyorum hiç durmadan sevdiğimi,
Gözlerim, beyaz güvercin kanatlarında…
Bekliyorum ruhunu, ne olur hiç olmazsa…
O güzel yüzünle düşlerimi süsle…

Orhan ÇİMEN

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sevgili

Dört mevsim ruhun, göz kamaştıran ışıltın,
hayat sunan nefesinle,
öylesine nazlı, öylesine alımlısın ki;
cihana yayılmış dillere destan güzelliğin…

hem demişler;
“gece uykusu gelmez yâri güzel olanın” demesine de,
yine de seçmişler seni yâr diye…

Düğün alayı çıkmış Orta Asya’dan;
cengaverler, kız kızan, akrabalar…
demişler; “biz de olalım alayda yakın komşular;
Türk, Kürt düşmüşüz yola…”

Töremizde vardır ya,
kız istenir de olmaz mı erenler;
Ahmet Yesevîler, Sarı Saltuklar, Mevlânalar,
Yunus Emreler, Hacı Bektâş-ı Veliler…

Düğün alayı bu, yollarda kurulmuş senden önce düğünler,
Komşular kız almış, kız vermişler,
bebeler doğmuş, yolculuk sürmüş senin için yıllar…
Yeni doğanlar, sana gelinceye kadar olmuşlar;
hep genç kızlar, yağız delikanlılar…

Yıl; binyetmişbir…
Konaklanmış, ilk durak; Malazgirt…

Böylesine bilinen güzel yâri,
elde etmek kolay değil ki
Yâr olacaksın demişiz bir kere,

Vermem diyenler, karşı koyanlar,
olmuşlar birer düzenli ordu…
Lâkin gönül koymuşuz, demişiz hep bir ağızdan;
bu canlar hepten sana feda…

Öyle ya gözümüz kara,
durabilir mi karşımızda;
düzenli ordular da olsa…

Söyleriz hep; “su uyur düşman uyumaz!”
Nitekim; hainlik ya bu; içimizden kandırırlar,
uğursuzlar, beslerler on yıllar, yüzleri maskeli eşkıyalar…
kurarlar pusular…

Ey nazlı güzel!
Hülyana daldı bütün genç yiğitler…
Ay yüzün için bitmek bilmiyor istiyorsun mehirler,
Bin yıldır binlerce, yüz binlerce delikanlı kanıyla ödüyoruz,
sayısız bedeller…

Yemen, Sarıkamış acıları,
Trablusgarp, Çanakkale, Sakarya, İzmir zaferleri,
Nice matem çığlıkları…
yankılandı senin için bu gök kubbede,
Nice kıyametler koptu,
nice yangınları taşıyıp duruyorsun sinende.

Akan onca kanlar;
anaların, gelinlerin, yavukluların, nice yetimlerin;
ıssız ve sessiz gözyaşlarıyla bin yıldır,
hiç durmadan yıkanıp temizleniyor…

Biliyor musun sen hâlâ tazesin, öyle güzelsin ki hâlâ…
Değişmedi sana olan tutkumuz…
Celallensek, yükselse de semalara öfkemiz…
bak hâlâ çok sakiniz…

Seviyoruz seni çünkü atadan sözlüyüz…
Bir kere and içtik…
Yeminler, ahdlar ettik…
Daha nice bin yıllar geçse de,
Nice ocaklar sönse de,
Nice genç hayalleri bitse de,
ağıtlar yakılsa da inlese de yer gök…

Ey sevgili; sana olan aşkımız,
sevdamız, sonsuza kadar sürecek…

Hülyalarımızı,
göz bebeğimiz beyaz gelinlikli duvağını,
çocuklarımız için;
sevdayı taşıyanlarla beraber…
el üstünde tutacağız…

Orhan ÇİMEN

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sarmak İstedim Seni…

Belki gelirsin bir gün diye, ümitle bekleyeceğim seni…
Yıllar geçmeden gül tenini, kollarımla sarmak istedim seni…

Her şarkıda yaşanmış aşklar gizli…
Mutlu ediyor seviyor olmak inan ki seni…
Dönmeden mevsim hazana, kollarımla sarmak istedim seni…

Tüm şarkılara bedel elif kaşın,
Nağme sesinle diniyor içimdeki acın,
Sana yakınken uzak olmadan, sarhoş olmak istedim kokunla senin …

Başımın tacı tatlı kadın, oldum hep senin sevdalın
Sensin renk katan dünyama…sevinç, mutluluk veren bana…

Biz gönül fukarasıyız; aşk soframızda ekmektir…
Görüyorum ki; masanızda meze…
Hasretinle inleyen kalbime bakışların tek çare

Ben değilim aşkı anlatan,seher vakti fısıldayan sensin,
Zalim olamazsın sen bir meleksin…
Ne olacak şimdi söylermisin hal-i pür melalim…

Gözlerim gözlerinin esiri, ruhum oldu aşkının kölesi,
Gecesinde, gündüzünde
Rüzgarınla savrulan başaklar gibiyim.

Gülüşünle gülüyorum, hüznünde ağlıyorum…
Kaygında diz çöküyor, kor ateşinde yanıyorum…
Rüzgarınla savrulan başaklar gibiyim.

Öfkenle suskun, sessiz…kaş çatışında bendenim,
Titrerim elin elime değdiğinde,
Rüzgarınla savrulan başaklar gibiyim

Yanı başımda saklı bahçede, yıllarca gizlenmiş sessizce..
Değişiyor dünyam bir tebessümünde…
Her ayrılığında kalbim mateminde…
Rüzgarınla savrulan başaklar gibiyim.

Orhan ÇİMEN

 

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın