Tutkunla derbeder, öyle perişan
geceler gündüzler hercümerç,
duygular; kimi zaman isyanda,
çoğu zaman itaatkar,
ve esaret altında…
Öyle “bir” olduk ki seninle;
Uzak kaldığında çıldırdım,
yakın olduğunda çıldırttın…
ama ben değil,
nasıl olur da
bensiz, yüreğim seçmişti seni…
kadın sıcaklığınla kalbime girişini
sorguladım durdum hep kendimi…
şimdi dili olsa tenlerin,
şehadetliği anlaşılsa gözlerin,
getirirdim yanına,
gösterirdim işte “sen” diye…
ruhunu, kalbini, niyetini
biliyorum artık ezbere…
faydası yok ki inkarın…
anlıyorum bilmiyorsun sen kendini
ve görüyorum nasıl kendini kaybettiğini,
o, bu, hiç fark etmiyor ki,
etrafta kimseler yok gibi…
anlamak mümkün değil
bu kadar pişkinliği…
elbette sendin yaralayan beni
kesinlikle, o kadar emin ki…
inandırmak için seni
sıcaklığını verdiğin kişileri
birer birer saymam gerekmiyor ki…
Bak yine de diyemedim “sen” diye
dudaklarımdan aldın tek heceyi;
istihzalı tavırla söyledin “ben” mi?
aylardır utanıyordum,
“sen” diyemiyordum…
acı içinde tuttum matemini
“ağrıyan başımı,
ağlayan gözlerimi hiç saklayamadım” ki…
belki anlaşılır diye yazmıştım “sen” şiirini,
bilemezsin çok şaşırdım,
bu kadar basit mi olacaktı hissiyatın…
bu gün günlerden bir nisan;
tutkularım, artık aklımın yanında,
yanlış yapmayacak kadar sakin…
cesaretle kırdım esaret zincirlerini,
açıklamıştım zaten çok önceleri,
yaşadığım hayal kırıklığını…
Ne o! başlayacak yine sanki
seninle bir başka aşk hikayeleri…
Orhan ÇİMEN