Firdevs

Kırbaçlanmış gönül yaralarına
attığın mesut, mutlu çığlıkların;
tuz oldu…
Verdiği acılar, kalp ağrıları,
bir daha asla onmayacak
tebessümleri alıp, gömdü topraklara…
Öyle yordun öyle yorgunum ki;
yaşarken ölmek nedir bilir misin?
Kırıp döktüğün ruhu teslim aldın…
Köle olduk, yüce efendi sendin,
biz kul olduk yüz sürdük,
bir baktık; beyaz güvercinsin semalarda,
huşu duyduk yüzünde,
ölesiye sevdik…
Sözcüklerden resmini,
isminden melekleri,
kavuşma yeminini
kıyamet ahdine şahit tuttuk…
Seni öylesine sevdik;
hüznünle öyle mutlu olduk,
gecelerde ağıtlarınla dosttuk…
Biliyordum giderken uzaklara,
dönülmez yolculuğa
uğurlamıştım seni…
Unutacaktım yüzünü,
kaybedecektim sesini,
hele o kokunu,
geri gelmeyecekti,
görmeyecektim asla o ilk seni…
Hikayedeki sana,
anlatmıştım olacakları…
Alplerde süzülürken kanatlı şahindin
can yakan,
methiyelerde
bin yıllık yoldan gelen sultan;
bir cansın, bir canan…
Büyüklenmek neyimize!
Dökülmüş, lime lime
eteğinde gönül kırıntısıyım,
hüzünlüyüm, evet! Hem de ölesiye…
Şaşkınım, şaşırdım…
Öyle zor ki senden uzakta yaşamak…
Her gün kayboluyorum
olmadığın yıllardayım…
Muhtacım gülen yüzüne,
doya doya bakmak istiyorum gül yüzüne…
Murad sensin…
Hayat sensin…
Sen Firdevs’in…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Toz ettin,kül oldum, yaktın, yakıldım…

Ben seni hiç terk edemedim
öyle çok sevdim
hasretine sığındım
ruhumu sevgine muhtaç kıldım,
sevdan ile imkansıza koştum…
Turnalar, kumrular gibi bağlandım,
uykuları terk ettim,
kokusu dedim
geceler boyu yalvardım…
Her remde
takılı kaldı gözlerim,
ismin dudaklarımda
yanımdasın diye sevinçle uyandım
yokluğuna bakınca kahroldum…
Mutsuz, bedbaht,
bitmeyen gecelerde
tekrarladım seni, sevdim hece hece
haykırdım adını karanlıklara
çaresizliğim yankılandı
kaybolup gitti sonsuzlukta…
Öyle güzelsin ki bir tanem
terk edemedim asla seni…
Su gibi azizsin,
Asumanda parlayan yıldızım,
hiç doyamadığım açlığımsın…
Dilimde dua
diz çöküp yalvardığım,
rüyalarda soluklandığım hayatsın…
Sen bitmeyen lütufsun;
tebessümün, hele o kahkahaların
mest eden fısıltıların
titreten hiddetin
kanatlanıp uçtuğum mutluluğumsun…
Ben seni hiç terk edemedim.
O kadar uzun sürdü ki;
sensiz çaresizliğim…

Bir yanda sen
bir yanda yerlerde sürünen gururum
aşk acısını bastırıyor artık
dayanamıyor ruhum…
Yaşadıklarımı ben yarattım
İçine sen dediğim hayali kadınım
davetle mi geldin
yoksa davetsiz mi misafirim…
Toz ettin, kül oldum, yaktın, yakıldım…
Değil şimdiki halinle
o ilk masum, mahcup yüzünle
kalmalısın bıraktığın izlerinde…
Kokuşmasın temiz kalsın
gömüyorum sevdanı
derin mi derin topraklara…

Elveda diyorum seninle
sensiz geçen zamana…
Yeminler ediyorum, antlar sana
tükendi nefesim,
gelemiyorum peşinden…
Bu bir ayrılık değil,
ateşe atılmış köle bir gönlün,
yangın yerinden;
Senden!
Kaçışıdır bir tanem…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Keremsin…

Hikayenin başına dönebilseydin,
ne olurdu?
Bakıyorum sensiz dünyaya ,
olmadığın zamana,
rüzgarlar eskisi kadar ılık esmiyor, üşüyorum…
Başım önümde;
kaybettiğim sevinçleri arıyorum,
kırılmış kalbim hicranına dayanamıyor
ağlamak istiyorum…
Kurumuş göz pınarlarım ruhuma hükmetmiş,
damlalar inancını kaybetmiş,
söyleyebilsem onlara yalnızlığımı,
göz yaşlarım biliyorum beni anlatacaklar…
Seni arıyorum, sokaklardaydım gün boyu,
işte güneş de battı,
şaşkınım bir bilsem neredesin?
Yakınında olacağım…
Saatler gece yarısını gösteriyor,
nöbetteyim soluklandığın köşe başında,
içinde sen diye yudumladığım şişem koynumda,
bilmem kaç oldu?
Yıllandı özlemin…

Sakladığım o ilk tebessümüne dönebilseydin,
ne olurdu?
masumiyet yakışıyordu yüzüne,
yeter! İçim kan ağlıyor,
yoksun, çiçek bahçeleri öksüz,
asılmış gülmüyor, yorgun yüzler…
Sokulmak istiyorum sana,
sığınmak istiyorum yüreğinin bir köşesine…
Mesafeler girse de
rüzgarlar soluduğun nefesini
taşısınlar hasretim,
kokusu mutluluk esintilerim…

Dönebilseydin büyülü rüyalarıma,
ne olurdu?
turâbı olurdum ayaklarının,
yüz sürerdim,
boyun eğerdim buyruklarına…
Bakıyorum meleklere,
yüzlerindeki tebessümlere,
yakarıyorum;
döndürün eski mahcup haline…

Kaç yıl oldu senden uzaktayım…
Yeminler olsun yüzün yad ellerde kaldı…
Unutmadım, nasıl unuturum?
Kırılmış olsa da hayallerim
neler tekrarlıyorum? Bilemezsin…
Hiç düşmüyorsun, dilimde, ezberimdesin
bir inkara, bin yakarıyorum
ne yapsam bu gönülde bitiremiyorum
affın gözlerinde sen keremsin
ne olur hiç bitmesin
yüzündeki o sonsuzluk masumiyetin…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Eylül…

Yeryüzünü rahmet yağmurları kirlerden arındırıyor
lekelenmiş beyaz aldırmıyor, masum rolü oynuyor
utandıran yalancı duygular günahlarında gömülüyor
yasını tutuyorum düşlerinin,
hayaller tarumar umutlar kıyamete taşınıyor
atılan her adım ölümü bir katre daha yakınlaştırıyor
habersiz, ruhumun kederinden
Eylül’de Mihrican tahtından indiriliyor…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bahtım…

Seni seyretmek
öyle güzeldi ki
kır çiçekleri
anlamsızdı yanında,
karanfiller açmıştı yanaklarında,
bir ahu gözlerin
daha zarifti kelebeklerden
narin bedenin,
şarkılar hep sana söylendi,
aşkı anlattılar bu akşam
sevdalar hep senin sesindeydi…
Melekler masamızda
hicran terk etmişti
seninle baş başaydık;
sürseydi,
sen sonsuzluğun efendisi
güzel kadın,
seninle sürseydi
zaman bitmeseydi
beraberliğimiz taşınsaydı ebediyete…
Işıktın, nur oldun yağdın,
ışıl ışıldın
yoktu ki kaş çatışların,
susuzluğuma pınar oldun aktın,
ayrılığı ezberletmiş de olsan
seviniyorum neyse ki varsın,
hicranınla çarpsa kalbim
çaresi diyorum,
öyle biliyorum
sen benim güzel bahtımsın…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın