Dün…

Dün, güneşin vedaya hazırlandığı
ayın henüz başlayan mahcup kızıllığında
bulutlar dalgın bakarken yeryüzüne
olağanüstüydü dolunay
gizemle burada başlayan aşkın
kaçıncı yaşında sayamadım
töreni olmalıydı başta zümrüdü anka
kutlanmalıydı büyükgün…

Nefes aldığın,
ihtişamla yürüdüğün
kaldırım taşlarındaki izlerine bastım dün
sonsuz armağanısın ruhumun
bilmez kimseler sen kimsin,
ciltlere sığmayan bu soylu destan kimin,
ayrılışınla hüzünleri yüklediğin
tükenen saatlerde efkarıyla vurulduğum
gitme ey nazlı bahar yakarışlarım
dudaklarımda korkuyla hapsolurken
hayranlığım özlemine tutunmuş yangın yeri kalbimdeki
duymadın ayrılık âhını,
ben ardından bakarak nice yeminlerle yakarırken
bir güvercin kadar narin ve dokunaklı yürüyüşünle
akşamları kayboluşun infilaktı yüreğimde…

Dün muhteşemdi, gökte gülümsüyordu renkler,
sen sağnak sağnak yağıyordun ruhuma
bembeyaz bir kuğu oldun
ıhlamur kokunla çağırdın bir zamanları;
oturduğun bahçe duvarlarını ellerimle okşadım,
esrarınla buluşan aklım esir
ben ağlarken sevda bir hayalin peşinde
hangi tarafa baktıysam gözlerin orada
kuşattı gökyüzünü efsunlu yüzün
istedin gittim,
kıskandığım yüzüne aşina bütün mekanları
bir mabedin kutsallığında tavaf ettim…

Bir yaz akşamı
üstünde taşıdığın siyah elbiseni,
elbisenin vitrine taşıdığı kusursuz bedenini,
rastladığımda;
heyecandan tutulduğum göğüs ağrılarını,
her karşılaştığımızda
çılgınca sarılıp öpmek istediğim dudaklarından ruhuna ulaşma hayalini,
tek tek yeniden yaşattı bana düşlerin…
Binbir çiçek kokan bakışlarının canlandırdığı anılar
aklını başından aldı yalnızlığımın
hatıra defterini yediveren güllerle süsleyen
yüzünde şiirler bulduğum zamanlar,
güller içinde gül asumanda taze güzel
muhteşemdi dün, adımlarına hayran şarkılar gibi…

Gizemli kahkalarla gülüşünü
ukalalıklarını,
meydan okuyan, bilerek isteyerek sertleştirdiğin yürüyüşünle
ayakkabılarına zeminle yaptırdığın sesli dalaşmalarınla,
öpülesi zarif ayaklarının
bütün gücüyle kamçıladığı merdiven basamaklarına
bir orgazm acısını yaşatan iç çektirişlerinle,
verdiğin sınırsız zevkini
adeta soluksuz yeniden yaşadım…
Tatlı, yumuşak ve okşayan bir serinlik vardı,
cennette seninle dolaşır gibiydim dün…

Koşuşturan o kalabalık o coşkulu insanlar yoktu,
dün ıssız, bomboştu,
öksüz ve sanki senin yokluğunla
matemine girmişti,
boynu bükülmüştü
o görkemli tarihi caddenin…

Bütün bu olağanüstü hisleri
bir esinti aralığında yaşatan varlığını düşünmek
sen cennetin meleği;
nurlu yüzünü görebilme
sana kavuşabilme umudu,
eskiye özlemin bütün karamsarlıklarını
bir anda mutluluğa taşıdı yeniden…
Seni düşünmek ve seni sevmek
öyle güzel ki;
binbir çiçek raksı tebessümünü bir dünya hayal anlatamıyor,
bütün tasvirler aciz kalıyor, ciltlere sığmıyorsun…
Ve görünen o ki;
şiirlerinin her bir çığlığında
mührünü vurduğun büyük aşkın matemi
ruhuna koşturan ayrılık yakarışları hiç bitmeyecek…
Kalbe koyduğun nâr ı beyza sönmeyecek,
ışığıyla ruhuma huzur verecek …

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Canevim…

Bir bilsen nerelere yolculuk ettim bu akşam;
Samanyolu’na
masalların sonsuzluğuna…
Birlikte çıktığımız doruklarda
aşkın mumu eriyip aktı
bulutlar yağmur olup boşaldı…
Seni istiyorum ey sevgili,
fısıldasam sana aşk masallarını
Seni istiyorum göğsü canevim,
yollarına döksem gülleri
alevlense arzular dudaklarında
yumuşacık bir yatakta
kendimden geçip esir düşsem ruh aleminde
çığlıklar atsam dizginleyemeyeceğim arzularında…
Aşk şarabıyla yıkanıp
kaybolsam ipek kozasında…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dünyanın Hasbıhali …

Dört nala koşuyor
acelesi var sanki
gitmek istiyor herkesten önce menzile
nedir anlamadım
kısrak bir ata binmek zorunluymuş meğer bir zaman sonra
alıp götürüyor rüzgar gibi gelecek zamana…

Takvimler ve saat ne kadar uzaktaymış
görmemişiz yirmili yaşlarda
sevilmeyen kadın gibi ilgisiz kalmışız hep zamana…

Ey unuttuğum zaman;
bin pişmanım desem, ağlasam, yakarıp yalvarsam sana
uykularımda rahat bıraksan
çok uyandırıyorsun,
benimle ilgili ne kadar çok not tutmuşsun,
yıllar, aylar değil;
resmen günleri saatlere bölmüşsün,
her dakikanın hesabını istiyorsun.

Yorgunum, yoruldum koşan at sırtında,
öyle acelesi var ki; konuşamıyoruz bu hızda,
artık el sallıyoruz uzaktan zamana
yolculuk hali,
yol belli,
çaresi yok bitti bitecek dünyanın hasbıhali…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Medcezir

Çok uzaklarda kalmış
bakınca sana masumiyet
esmiş rüzgâr,
olmuş amansız bir fırtına,
duygulara körebe oynatmış,
kâh orada kâh burada
yüzler örtülmüş
kalpler şaşkın,
doğrular eğriler kucak kucağa,
tangoyla oyalanmış ruhlar
yanılmak, yanılgı
her ne benzer kusur adı varsa lügatte;
sahipleniyorum hepsini
ben sunmaya taht bulamazken semada
o yerlerdeymiş görmemişim
oynuyormuş hep ayağa
şimdi anlıyorum yaşadığım medcezirler
hiç değilmiş boşuna…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Her gidişinde bir mavzerin kurşunu girerdi yüreğime…

Her gidişinde yıkılırdı gönül evim,
cennete giden yollarda kırk haramiler
yağmurlar yağmaz kururdu bütün çiçekler
deli divane olurdu gönlüm
sonsuzluğa yürürdüm gözlerini aramak için
ruhum ağlardı hayalinin peşinde
her gidişinde yüreğime bir mavzerin
kurşunları girerdi…
Ama değişti artık her şey,
korkunla yüzleşen bir kahraman oldum
gökyüzünde tebessüm ediyor şimdi renkler
değiştirdin zamanı sen
bu gidişinle
özgürlüğümü ellerime verdin ilk defa,
gidebilirsin
ne gün ışığı ne geceler ağlamaz artık matemine,
gecenin sensizlik çığlıkları duyulmaz kalbimde
ayrılık alevlerinin gücü yetmez beni yakmaya
hayaller tükenir
rüyalar yüzünü örten sislerle dolar taşar
mehtapsız bir gece, güneşsiz bir gün efkarlandırmaz,
gül arayan duygularım kaybolunca
bir başka mevsimi fısıldıyor mutluluğun sesleri
rengini değiştirmiş sevdanın,
uyandım perdeler kalktı gözlerimden
şimdi doruklayındayım huzurun…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın