Canımı acıtıyorsun…

İşte kurtuluyorum sensizlik korkusundan,
bakışlarınla titretemiyorsun artık ellerimi,
sesimde kalmadı heyecanın,
derken; bakıyorum
bana öyle yakın oluyorsun ki;
kanımda dolaşıyor,
damarlarımı yakıyorsun, canım acıyor…
Göz kapaklarıma doluyor,
geceler boyu raks ediyorsun,
öyle topuk vuruyorsun ki canım acıyor…
Bakışların eritiyor göz bebeklerimi…
Ruhumda prangasın… hayallerim esirin,
ayrılamıyorum bir türlü senden, canım acıyor…
Sevdanın hıçkırıkları öylesine yükseliyor ki,
gökyüzünde adına sema ediyorlar…
Ezelden kaderimsin işte,
yoksun diyemiyorum,
Ne desem, sen ne söylesen de
inkar da etsem bende ebedisin…
Üzeri örtülemeyecek bir aşkın,
bir ateş kadar gerçeğisin…
Kızgın sac oluyorsun üstünde yanıyorum…
Yağlı kamçısın tenimde
nefesim oluyorsun,
kirpiklerimde gözyaşı
nasıl bir ayrılıktır ki bu;
bana benden daha yakın
canımı acıtıyorsun…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Gecelere Sığınıyorum…

Gecelere sığınıyorum
karanlıklarla sarmaş dolaş…
Issız sokak aralarında
korkularla arkadaş…

Tutkunun esiri gönlümü,
kaçırmak istiyorum
gelemeyeceğin yerlere…
Aklımı tutmak istiyorum ellerimle;
Sen olmadan sensiz bir dünya,
Sensiz bir gözyaşı, sensiz bir umut,
olmadığın bir duada,
mutlu olmayı istiyorum…
Ne yaptıysam bitiremedi seni; veda, elveda
güzel yüzünü inkar ediyorum,
Ay’a ulaşmasın ışığı,
gözlerini siliyorum gözlerimden,
karanlıkta kalsam da…
Bütün muhabbet kuşları,
Suskun kalsa kısılsa da sesleri…
Ne olur, olmadığın yıllara dön geri…
Altın tepsi içinde sunsan da ümidi
Seni yükseklerde o kadar çok taşıdım ki;
gücüm kalmadı tükendim artık,
bırakıyorum şimdi tutamadığım ellerini…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dün…

Dün, güneşin vedaya hazırlandığı
ayın henüz başlayan mahcup kızıllığında
bulutlar dalgın bakarken yeryüzüne
olağanüstüydü dolunay
gizemle burada başlayan aşkın
kaçıncı yaşında sayamadım
töreni olmalıydı başta zümrüdü anka
kutlanmalıydı büyükgün…

Nefes aldığın,
ihtişamla yürüdüğün
kaldırım taşlarındaki izlerine bastım dün
sonsuz armağanısın ruhumun
bilmez kimseler sen kimsin,
ciltlere sığmayan bu soylu destan kimin,
ayrılışınla hüzünleri yüklediğin
tükenen saatlerde efkarıyla vurulduğum
gitme ey nazlı bahar yakarışlarım
dudaklarımda korkuyla hapsolurken
hayranlığım özlemine tutunmuş yangın yeri kalbimdeki
duymadın ayrılık âhını,
ben ardından bakarak nice yeminlerle yakarırken
bir güvercin kadar narin ve dokunaklı yürüyüşünle
akşamları kayboluşun infilaktı yüreğimde…

Dün muhteşemdi, gökte gülümsüyordu renkler,
sen sağnak sağnak yağıyordun ruhuma
bembeyaz bir kuğu oldun
ıhlamur kokunla çağırdın bir zamanları;
oturduğun bahçe duvarlarını ellerimle okşadım,
esrarınla buluşan aklım esir
ben ağlarken sevda bir hayalin peşinde
hangi tarafa baktıysam gözlerin orada
kuşattı gökyüzünü efsunlu yüzün
istedin gittim,
kıskandığım yüzüne aşina bütün mekanları
bir mabedin kutsallığında tavaf ettim…

Bir yaz akşamı
üstünde taşıdığın siyah elbiseni,
elbisenin vitrine taşıdığı kusursuz bedenini,
rastladığımda;
heyecandan tutulduğum göğüs ağrılarını,
her karşılaştığımızda
çılgınca sarılıp öpmek istediğim dudaklarından ruhuna ulaşma hayalini,
tek tek yeniden yaşattı bana düşlerin…
Binbir çiçek kokan bakışlarının canlandırdığı anılar
aklını başından aldı yalnızlığımın
hatıra defterini yediveren güllerle süsleyen
yüzünde şiirler bulduğum zamanlar,
güller içinde gül asumanda taze güzel
muhteşemdi dün, adımlarına hayran şarkılar gibi…

Gizemli kahkalarla gülüşünü
ukalalıklarını,
meydan okuyan, bilerek isteyerek sertleştirdiğin yürüyüşünle
ayakkabılarına zeminle yaptırdığın sesli dalaşmalarınla,
öpülesi zarif ayaklarının
bütün gücüyle kamçıladığı merdiven basamaklarına
bir orgazm acısını yaşatan iç çektirişlerinle,
verdiğin sınırsız zevkini
adeta soluksuz yeniden yaşadım…
Tatlı, yumuşak ve okşayan bir serinlik vardı,
cennette seninle dolaşır gibiydim dün…

Koşuşturan o kalabalık o coşkulu insanlar yoktu,
dün ıssız, bomboştu,
öksüz ve sanki senin yokluğunla
matemine girmişti,
boynu bükülmüştü
o görkemli tarihi caddenin…

Bütün bu olağanüstü hisleri
bir esinti aralığında yaşatan varlığını düşünmek
sen cennetin meleği;
nurlu yüzünü görebilme
sana kavuşabilme umudu,
eskiye özlemin bütün karamsarlıklarını
bir anda mutluluğa taşıdı yeniden…
Seni düşünmek ve seni sevmek
öyle güzel ki;
binbir çiçek raksı tebessümünü bir dünya hayal anlatamıyor,
bütün tasvirler aciz kalıyor, ciltlere sığmıyorsun…
Ve görünen o ki;
şiirlerinin her bir çığlığında
mührünü vurduğun büyük aşkın matemi
ruhuna koşturan ayrılık yakarışları hiç bitmeyecek…
Kalbe koyduğun nâr ı beyza sönmeyecek,
ışığıyla ruhuma huzur verecek …

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Canevim…

Bir bilsen nerelere yolculuk ettim bu akşam;
Samanyolu’na
masalların sonsuzluğuna…
Birlikte çıktığımız doruklarda
aşkın mumu eriyip aktı
bulutlar yağmur olup boşaldı…
Seni istiyorum ey sevgili,
fısıldasam sana aşk masallarını
Seni istiyorum göğsü canevim,
yollarına döksem gülleri
alevlense arzular dudaklarında
yumuşacık bir yatakta
kendimden geçip esir düşsem ruh aleminde
çığlıklar atsam dizginleyemeyeceğim arzularında…
Aşk şarabıyla yıkanıp
kaybolsam ipek kozasında…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dünyanın Hasbıhali …

Dört nala koşuyor
acelesi var sanki
gitmek istiyor herkesten önce menzile
nedir anlamadım
kısrak bir ata binmek zorunluymuş meğer bir zaman sonra
alıp götürüyor rüzgar gibi gelecek zamana…

Takvimler ve saat ne kadar uzaktaymış
görmemişiz yirmili yaşlarda
sevilmeyen kadın gibi ilgisiz kalmışız hep zamana…

Ey unuttuğum zaman;
bin pişmanım desem, ağlasam, yakarıp yalvarsam sana
uykularımda rahat bıraksan
çok uyandırıyorsun,
benimle ilgili ne kadar çok not tutmuşsun,
yıllar, aylar değil;
resmen günleri saatlere bölmüşsün,
her dakikanın hesabını istiyorsun.

Yorgunum, yoruldum koşan at sırtında,
öyle acelesi var ki; konuşamıyoruz bu hızda,
artık el sallıyoruz uzaktan zamana
yolculuk hali,
yol belli,
çaresi yok bitti bitecek dünyanın hasbıhali…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın