Yıldızım…

Seni koynuna alan gecelere isyan ediyorum
hangisi diyorum yıldızlardan,
göz kırpanı sensin
diye bekliyorum,
melekler gülümserlerken
saçlarından süzülüyor ışıklar
bakıyorum, dalıyorsun karanlıklara
benden önce sarıyorlar kollarıyla
ve sen, sessizce kayboluyorsun…

Her gece karanlığında
gözlerim yıldızlarda
adınla sesleniyorum her birine
sayıyorum bütün yıldızları,
hangisi sensin diye
sıra sana geldiğinde;
kayıp gidiyorsun yine o bilinmezlere
kaçıyorsun benden çok uzaklara…

Öyle kıpır kıpırsın ki;
bir an göremeyeceğim,
kaybedeceğim korkusuyla
hiç ayıramıyorum,
gözlerim yıldızlarda,
unutturdun uykuları
kapanmıyor artık,
uyku yok göz kapaklarımda…

Yalnızlığınla üşüdüm,
gökyüzü yorganım,
bak kırağı düştü saçlarıma
yorgunum
Şeyda da olsam yıllar sonra
biliyorum cezalıyım yokluğuna…
Uzansam tutacağım ellerini öyle yakınsın ki
bakarken bile sürgününü yaşıyorum
sıcaklığınla tanışıp kucaklaşmadan
tükeneceğim
ipek teninle koklaşmadan
işte böyle bitecek hasretinle hayatım
yıldızlar arasında seni ararken kadınım…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yalnızlığında yaşıyorum…

Nerde sızlayan bir yürek görsem,
sen diyorum,
sana koşmak geliyor içimden…
Merdivenlerinizi çıkmadan
yarı yoldan dönüyorum…
Mahalle bakkalınızdan alışveriş yapıyorum
hep, bütün veriyorum,
üstü, senin parandır diye…
Kimi zaman sessizce geçiyorum
geceleri sokağınızdan,
ışığı yanan pencerede siluetini arıyorum
sonra bakıyorum,
sevinçlerim sönmüş,
hasretim karanlıklar oluyor,
mateme giriyor kalbim…
Seni saran yorganı,
ipek saçlarını özenle koyduğun yastıklarını kıskanıyorum,
acaba diyorum;
dalmadan uykuya
o ahu bakışlara takılıyor mu isyanlarım…

Sonra dönüyorum yalnızlığıma,
yazdığın mektupları kelime kelime,
satır satır okuyorum ve
tekrar dönüp bir daha bir daha okuyorum.
Senin o güzel parmaklarından dökülen
acımasız ve bir o kadar da hak etmediğim heceler,
isyan ettiğim;
sensizlik kaderimin çizgilerini,
öylesine derinleştiriyor ki…

Şiirlerde güzelliklerini resmettiğim,
hasret çığlıklarımı seslendirdiğim,
kara sevdasını ve hiç doyamayacağım
aşkını hüzünle satırlara taşıdığım
seni ve yazdıklarını düşünüyorum…
Ve artık çok iyi hem de her şeyiyle çok iyi
tanıdığım yüzüne, saatlerce bakıyorum.
Gözlerini ve çok iyi bildiğim bakışlarını
her şeye rağmen medyunu olduğum seni,
ve uykusuz gecelerimi karşıma alıp,
konuşuyorum onlarla…
Verdiğin acılarla yüzleşiyorum.
Değişen, tutkunun esiri olan,
yüreğinde yanan aşk ateşinin
sıcaklığında eriyen;
ruhu, aklı karma karışık,
geçtiğin sokaklarda kokunu arayan sevdamı,
arzularının tutsağı kendimi ve
seni neden bu kadar istediğimi düşünüyorum…
Perişan ettiğin ruhumun,
dayanılmaz arzulara karşı koyacak,
gücünü yok ettiğini görüyorum.
Şiirlerde mısralara sığmıyorsun
yetersiz kalıyor kelimeler…
Her şeyinle dönüp duruyorsun,
gece gündüz demeden dünyamda…

Çaresizlik yakıp kavuruyor sensizlikte… gün ışıyor
hayalini ümitlere taşıyacak rüyalarım için
Zoraki kapanırken gözlerim
ve yine bir şafakla sana sesleniyorum;
“Şiirlerim senin hayal resimlerindir.
Senin ruhuma hükmedişinin,
birer yazılı belgeleridir.
Söz dinlemez arzularımın yakarışıdır sana
kalbimin vuslat gözyaşıdır…
Çünkü sen hayatsın,
hayatın ta kendisi ve gerçeğisin… sen…”

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sevda sisli bir rüyada ölmüştür…

Bir dünya yaratıyor insan;
rüyalar, düşler, hayaller…
kimilerine veriliyor bazı roller;
dağıtılıyor umutlar…
İnanmak istedikleri hep öne geçiyor…
Sonra yarattıklarına tapınma başlıyor…
Büyütülüyor; büyüyor hayaller,
gerçekle serap karışıyor
öyle tatlı ki düşler,
ucu sonu yok ki hayalin,
dönülüyor, terk ediliyor;
kimi zaman korku oluyor gerçekler,
biraz yumuşaksa kalp;
tanışmışsa bir defa sevgiyle
amadedir çabucak inanmaya,
gönül desen;
hep görünmeyen yükseklerde;
ama hazırdır şahinlere av olmaya,
işi zaten o…
Ay ışığı benden çok hayale dost oluyor,
yıldızlar desen;
adı üstünde, olmayan yıldız
yaratmak değil mi mesleği,
mehtap; göz kamaştırmaktır işi,
geceler ki;
her bir doğruyu gizlemezler mi?
Hele o şarkılar; ruha akıtılan melankoli…
Esirdir artık akıl hayale,
köledir yarattığı,
gerçek olmayan sevgiliye
gerçek olsa da kılavuzu gönüle…
Geceler haramdır sabah olmaz,
uykular korkudur;
hayaller kaybolur, ya rüyalara gelmezse?
Artık;
acılar zevk verir, sevgili; hayır! Yok derse,
mutluluk bakışlarındadır onun,
tebessümü umuttur,
kaş çatışı karalar bağlamaktır hayata
senin değildir artık ruhun,
istemesen de her çırpınışta,
gönüllüsündür kollarına tutunmaya,
sürer gider
gel-gitler
kimi gün isyanlarda
kimi gün sevdalardadır
aşka tutulan…
Ama bazen ortaya çıkar korkulan;
ulu dağlar birer küçük tepe,
heybetli görülen akarsular birer ırmak,
nefes aldığım, hayat veren o güzelim ormanlar
heyhat ağlıyorum; meğer birer serap!
Bir gün önce semalarda süzülen kanatlı meleğin,
ne işi vardır yerlerde?
Efsun bozulmuş,
sevda sisli bir rüyada ölmüştür…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Cesaret…

Ödülü mü insanın;
uzaklardaki dostlukların açmazlarını
kalbinde duyması…
Hasretleri solurken,
yalnızlıkları oynatıyor hayat bize….
Mezarlıklar dolu yalnızlarla…
Üst üste yürek koymalı…
Yıllar hangi dehlizlerden geçirdi bizi
daha hangilerine götürecek hiç bilmiyoruz…
Unutmadıklarımız,
sahiden olacak mı kavuşacaklarımız…
Sırrı; avuçlarımızın alın yazısı çizgileri…
Ölüm anı belki açılıyor,
gönül köprüleri sonsuzluğa giderken…
Hüzünlü anın bizdeki izleri ,
inanılmaz çabuk bitiyor.
Alışıyoruz… hiç olmamış gibi.
İzler kayboluyor atarken adımları,
tecrübe dediğimiz şeye rağmen,
her adım yeni bir boşluğa doğru götürüyor bizi…
Biz zavallı insanlar bu kadar yaratıcılığımıza rağmen,
hep tek ve yalnız değil miyiz?
Kimi zaman çocukca oyunları,
kimi zaman meczubu,
kendi sahnemizde yalnız oynamıyor muyuz?
Bitiyor ve son diyor hayat…
Nereye, nerede gizlensen seni buluyor
ve akibet yalnız yüzümüze söyleniyor…
Öyleyse nedir bu ihtirası gönüllerin,
nedir sonsuzluk gayreti bilineni bilerek.
Heveslerimiz, tutamadığımız arzular
ellerimizi sıkı sıkıya kavrayarak
kimi zaman acıya götürüyor bizi.
Bizim bildiklerimiz, bilmediğimiz kaç binlercesi
gönül peşinde perişan…
Hele gözleri kör olan karanlık sevdalıları,
ruhların yaşadığı cinneti
nasıl kaldırabiliyorlar üşenmeden, hevesle…
Hayal denen gelecek kurguları,
aslında bilineni önümüze koyuyor…
Bencilliğin bütün kırıntılarını yaşayan insanoğlu,
kendi akibeti; yalnızlık illetini kendi hazırlıyor aslında …
O kadar çok “ben” çıkıyor ki ağzımızdan
ve sonuçta yaşamı boyunca yalnızı oynuyor insan.
Ne kadar büyük acımasızlık…
Anlamsızlıklar içinde anlama gayreti,
hep yaptığımız şey değil mi?
Nefes aldığımız sürece yakamızı bırakmayacak,
aslında varlığımızın ayrılmaz parçası
menfaat maymuncuğunu
her kapı için kullanma gözü açıklığımız;
ihtiras denen infaz memurumuzun ta kendisi aslında.
Mutluluğu bencilliğimizle arkadaş yapan,
başkalarını yok sayan
bilinç altında beslediğimiz korkularımız…
Cesaret insanın kendisini yok sayması,
kaybedeceği şeyin korku olduğunu
bilmesi değil midir insanoğlunun?
Korkuya galip gelme;
yaşayacağımız en asil duygu
yüreğimize koyduğumuz sevgidir.

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Merhamet limanı…

Nasıl sevmem ki; seni…
Şefkatine sarıldım; sinendeyim
gece karanlığındaydım ışığına tutundum
ölüme kurtuluş derken,
hayatı tutuşturdun ellerime…
Nasıl sevmem seni
minnetim o kadar büyük ki…
Yetmiyor artık rüyalar bana
seni istiyor
kendimi anlatmaya başladığım
gözlerinle yaktığın ateşte
kor alevle çevrilen bedenim
Sensizlik cehennemini yaşarken,
nasıl sarılmam ki cennetim olan ellerine…
Merhamet limanı,
kavrulmuş ruhların rahmeti,
isyanlarımda sığındığım sabır meleği;
tutunmuşum bir kere sana çok görme
sonsuzluk için beraber olma duasını
nasıl paylaşmam ki seninle…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın