Bu yakarışlar kime…

Pembe köşkün perili kızı diye
geceler boyu sarılmışım,
yarattığım kederlere…
Hayal bile değilken
adına sonsuzluk demişim,
fani ümitlere…
Bilmediğim rüyalardan çıkıp gelmiş
Mecnun gibi severim diye
Leyla kaftanını giydirmişim
cinnetimmiş meğer
cennetim dediğim sine
aşkı dönülmez kılmışım,
dönülüyormuş meğer sonunda
onursuz esirlere
varlıktan yokluğa sığınmışım
bir mülteci mahçupluğunda
defineler dökmüşüm yollarına
fırtınalardan umut beklemişim
hangi dünyaya baksam gözlerin orada
sonsuz armağansın ruhuma
kimseler bilmiyor sen kimsin,
bu yakarışlar kime…
Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Adı; Aşk…

Karalar içindesin gülru,
cemalinde aşkın nuru
zifiri karanlıkların zühresi;
adı aşk olan zaman ötesi
semanın yeryüzündeki sevgilisi
ilahidir elbette sana duyulan,
adı; aşk ise…

Bakışlarına misafir ettin beni ,
ışığınla aldın gözlerimi
ezberlettin bana adı sen olan alemi…

Titreyen kalbimi açtım bir kere sana
batırsan da bütün dikenlerini
sığındım gonca bahçelerine,
dağlıyorsun açtığın yaraları
hem dertsin hem de deva…

Nazende güzel,
uzattın ellerime mey kadehini,
yaşattın akıl tutulmasını
kaybettim bütün renkleri,
sevdirdin bana; moru, siyahı…

Gönlüm artık sınır tanımıyor;
yumuyorum gözlerimi; gökyüzünün zühresi,
açtığımda oluyorsun gül yaprakları
geceler boyu yıldızımla güller arasında
kayboluyorum hep sonsuzluğunda…

Sabah kalktığımda sarhoşunum,
bakıyorum;
seninle başlayan seninle biten,
her ne varsa taşımış gönlüm;
adın ile ümidi;
sevinçle bırakmış dudaklarıma
sıcacık atan kalbin diye…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Değdir dudaklarını…

Eyvah! saatler farkında değiller
takılmış gidiyorlar rüzgarların peşine,
koşuyorlar birbiri ardına yıllara…
Artık nefesim de tutunuyor,
arkadaş diye rüzgarlara…

Her soluk alışımda öyle çoğalıyor ki esintiler
sabahla akşam, geceyle gündüz arasındaki mesafeler
birer birer kayboluyorlar;
Ne sabah… sabah tadında
ne de akşamlar artık geceler tahdında…
Tükenmekte olduğunu
bile bile rüzgara yakın dost
nefesim bile acele ediyor,
o, malum akibete varmaya…

Bir dakika deseniz ne olacak ki;
duymayacaklar, unutacaklar belki de sizi
daha dudaklarınızdan çıkmadan sesiniz,
tamam diyecekler, haydi! Sonsuzluk anı şimdi…

Halbuki; kanatlanmış mavi gökyüzünde;
gözleri yıldızlar kadar parlak ,
yüzünü aydan almış
şöyle bir gördüğüm meleğe,
ne kadar güzel olduğunu bile söyleyemeden;
koskoca denilen,
ama kalbimle dudaklarım arasındaki mesafeden
daha kısa hayat yolu,son bulacak…

O, bir yudum su…
Dolu bildiğimiz bir bardağın sadece bir yudumu…
Elime henüz almıştım
daha değmedi ki dudaklarıma
bir yudumu kadehin…

Ne kadar parıltılı dünyamız varmış;
yalanlarla dolu, yalan kadar tatlı,
ebedi benim diyordum
kavrulan bedenim,
ta ki susadım deyinceye kadar…

Şimdi anlıyorum;
Güne, seninle geçecek sadece bir güne,
öylesine hasretmişim ki meğer,
sana doya doya bakmaya…
ve seni sevmeye…

Fakat sen hiç merak etme,
sakın ümidini yitirme…
Senin için duracak bütün zamanlar
Kana kana içeceksin yansan da nâra
kadehler hep dolu gelecek
istemesen de sen önüne…

Dünya böyle anlatsa da sana
ama olmuyor öyle olmuyor hiç,
ay yüzünde, burçlar elinde, zühre gücünde
sığınsan da zamanlara…
Rüzgarlar o kadar sert esiyorlar ki,
yetişiyorlar peşinden,
sen daha ne olduğunu anlamadan…

Asuman kaybolmadan,
Yaşanıyor kaçınılmaz pişmanlıklar
bakarsan görürsün ağlıyor bütün insanlar
değdir haydi dudaklarını, geçmeden zaman…
O güzel bedenin susuzluktan kavrulmadan…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Turnalar…

Turnalara açtım yalnızlığımı,
anlattım onlara sevgimi,
o kadar çok benziyor ki asaletleri
tıpkı senin gibi
dünya güzelleri..
Sardılar zarif boyunlarına
aşkının hikayesini,
koydular kanatlarına
sana olan sadakatimi,
buğulandı gözleri,
hüznümü sahiplendi her biri,
geliyorlar gönüllü elçiler hepsi…
Turnalar uçuyor; uçuyor turnalar…
Ağrıyan kalbimden bir demet acıyı,
yüzyıllık hasretin şahidi
taşıyorlar sana inancımı…
Yeryüzünün taçlı perisi;
turnalar çok hevesli,
sevdan için bir asır da olsa
kanat çırpacaklar,
öyle inandılar ki aşkına,
gül yüzüne meraklandılar,
yakalansalar da zalim avcılara,
büyük sevdaya bağlandılar…
Biliyorlar onlar da
umudu, umutsuzluğu,
yar için yanmayı, yakılmayı…
Kor ateşte yüreğim,
yokluğun alev alev sardı,
turnalar semahı
kavuşturacaktır mahidevranı…
Sen ey sultanlar sultanı!
Buzlar eridi,
mevsimler değişti,
turnalar da biliyor
ne kadar çok sevdiğimi…
Açtım gökyüzüne ellerimi;
İlahi!
Bitsin yeter, ayrılık mehiri…
O’na muhtacım
taşıyamıyorum Onsuzluk yükünü…
Yerle gök birleşti
sonsuzlukta yalnızım,
kaldım tek başına…
Yakarıyorum;
Artık O’na kavuşma vakti…
Bak işte! Topraklarına indi,
turnaların en gözde çiftleri…
Uzat o güzel ellerini,
dokun;
bana dokunur gibi…
Sev;
sevda elçisi turna kanatlarını
beni sever gibi…
Sen ey güzeller güzeli;
turnalar aşkına,
bırak gel yad elleri…
Yeminler olsun sana
hiç düşmeyecek dilimden;
büyük sevdanın, seninle doğan
ebedi aşk hikayesi…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Masum değilsin…

Yanılmışım
büyük hayal kırıklığı,
artık nezahet diyorum
biraz nezaket istiyorum…
Hak etmemişken
bu kadar çok yükseklere
nasıl çıkarmışım şaşırıyorum…
Öyle mahcup öylesine üzgün ki kalbim,
sessiz sakin bakarken yüzüne
biraz tebessüm iken dileğim,
bu defa sen açıyorsun yüreğini
ne varsa atıyorsun,
hicap yok, seviye tanımıyorsun…
Seni tanımak ne kadar uzun sürdü
zira müthişsin oynadığın rollerde;
asalet görmüştüm yüzünde,
saffet bulmuştum sesinde,
ahengin emsalsiz ruhu demiştim,
öylesine hoş, öylesine latif,
kusursuzdu bakışların sıcacık,
ruhumda mutluluk rüzgarları estiren,
gülmeyi öğrettin sanmıştım…
Kır çiçekleri kadar yalın,
kelebek masumiyeti diyerek seslenmiştim…
Anlıyorum ki, kör yaşamışım…
İşte şimdi tam da gerçeksin;
ne kadar çok seviyorsun
o ağzına doldurduklarını
çıkarmakla bitiremiyorsun…
Öyle alışmışsın ki kırmaya
dayanamıyorsun aynalara,
öfke nöbetleri hep sesinde,
biraz dikkatli bakınca
uzakta değil gerçek yüzünde…
Daha nasıl “göze sokulur”
Yumuşak, sahte tonunda sesinle
bakıyorum oynuyorsun istediğinle…
Bilinenler dışında kaçıyla gözde
bilmem kaçıyla temasın tende…
İnanılmaz cesursun(!) korkmuyorsun…
Aslında bodoslama koşuyorsun…
Nasıl bir haleti ruhiye yaşıyorsun
hiç bitmiyor, bitmez sendeki tecessüs…
Arayan Mevla’sını da buluyor
öyle anlaşılıyor ki bulana kadar
yolculuğuna devam edeceksin…
Mutluluğu bulduğunu zannettiğin anda
kaybettiğin hayatın;
dönüşü olmayan acı kederin olacak…
Sana nasıl bakmışım,
kör yaşamışım;
Sen yücelerden yüceydin
meleklerin üstündeydin…
Öyle görmüştüm seni
öylesine çok sevmiştim
Leylasın, Aslısın demiştim…
Öyle güzeldin,
aşkı ilâhiydin, sevgiliydin
lügatlerde yoktu karşılığın
erişilmez kadındın
saygıyla hep ayaktaydım…
Neden yazıyorum?
Bitmiş bir hikayeyi
bir hayali sükutu…
Seni çok sevmiştim
bahar çiçeğiydin
gün ışığım,
gecelerde yıldızım,
ay ışığımdın…
İçim acıyor, canım yanıyor
Biliyor musun?
Değmiyorsun…
kaybettim seni,
artık hiç bir şeysin;
Sen masum değilsin!

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın