Bir Eylül Esintisine Bırakıyorum Ten Kokunu…

Dün akşam oturdum
yazdığın hikayeni izledim,
fotoğraflarına baktım,
yelkovan
gece karanlığını
öyle acele kovalamış ki;
kaşına, bir de gözlerine henüz bakmıştım,
tan ağarırken fark ettim,
sabahın kızıl ışıkları dudaklarında…

Gökçe kadın meleğisin dünyamın,
cennet yüzün, Firdevs gözlerinde…
Çok yakınım hayatına
dudakların kızıl elma
dokunamıyorum
yanıyorum kor ateşinde…
Öyle yücesin ki;
avuçlarında mavi gökyüzü,
eğiliyorum,
yıldızlar gibi gücün önünde…
Hali hakikatimi anlattım hep sana
kabul ediyorum artık,
hikayeni okuduktan sonra
gurbet düşüyor artık bana…

Ayrılık hüznü kirpiklerimde iki damla,
o da kuruyor düşmeden daha,
hançer olup batsa da kalbime
karanlıkları yırtan sevda çığlıklarım,
bitmeyecek ince sızısıyla
gitmeliyim senden çok uzaklara,
hem de seni hiç yaşamamış gibi
ölüm gibi kaybolmalıyım
sessizce,
silmeliyim, sana dair ezberimdeki bütün düşleri…
Dönmemek üzere
kaf dağı ardına bırakmalıyım bütün ümitlerimi,
mutlu olacaksan
çiğnediğin sokaklara
binbir taştan biri gibi döşesinler
nalan yüreğimi…

Delikanlıca sevmiştim,
seviyorum,
ve hep seveceğim kıyamete kadar seni…
Yalnız şimdi bin ah ediyorum
baktığın bütün aynalara;
kırılmasınlar,
göndermesinler ışığını yabanlara,
hep sana benim nazarım olsunlar…

Hikayeni çok sevdim
utandım
galiba biraz mahremindeydim
masallar perisi…
Sözümüz olamaz elbette kadere,
ışığın diye hep sarılmışız bize düşen kedere,
kimi gün Mecnun kimi zaman Kerem,
sevincindir diye gönlümüzü açmışız çilelere…

Elbette bu bir veda değildir sana,
bir eylül esintisine bırakıyorum ten kokunu…
Yorulmayı göze aldım
derin bir iç çekişle,
benden toz edip uzaklaştırdığın
toplayabildiğim aklımla
dönüyorum gerilere,
Seni tanımadan önceki bir zamana;
nefesinin olmadığı,
unuttuğum,
rüyasız bir hayata,
imkansıza,
başlıyorum dönüş yolculuğuna
Sen olmadan tek başına…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Gurbet Akşamları…

Savrulan saçların parlayan bir alev,
yangındı gözlerin,
sazende sarhoşuydu ten kokun,
dudakların gibi kor kor yakan
sekmelerindi yazılı olan
can ateşi mektuplarında,
anlıyorum ki;
her gün topuklarınla çiğnediğin
kaldırım taşları kadar şanslı değilmiş
kalemim,
mürekkebi kan
çift başlı hançerle yüreğimden damlayan…

Geceler boyu yudum yudum içtiğim
yalnızlıkları,
saymazsan
yağdırdığın karları,
yetmedi,
kahreden gurbete;
buz dağına sürgünü,
kırdığın aynalardaki
sır kalan hıçkırıklarımı
anlatıyordu,
büyülü kelimelerin
içine can ateşi koyduğum mektuplarında…

Sokağınızda beklerken iliklerime işleyen
yağmur damlaları
dudaklarının şehvet ışıltısı,
gülüşün,
peri masallarının masumiyeti,
ismine
kutlu sonsuzluk denilmişti,
şarkıların
hepsi neden buselik-ti?

Sendin bütün bir dünya,
talan ettiğin aklımı,
arayıp durduğum rüyalarımda
kadınlığın yine orada,
uykularımda,
ellerime verdiğin boş yapraklara
yazdırıyorsun zevkle kusursuz bedenini
ve o kadar uzatıyorsun ki;
bitmek bilmiyor gecenin karanlığında
üstündeki siyahın çıplak satırları;
inci tanesini,
Seni anlatılıyordu
can ateşi mektuplarında…

Sevmediysen can ateşi mektuplarını;
bir güvercin telaşında
kıskanan kalbin
öfke dağlarını bekleyen kaybetme korkularını
yok say,
yok say
her hecesinde bin bir çiçekle bezenmiş
kokunun gizlendiği
sayfaları,
gerçekken hayale, ardından düşlere yolculukta
bu kaçıncı veda
bilmem ama
hepsini, bütün geçmişi de yok say…

Ne güzel, adımların şimdi baharda
mevsimler beklemiyor
göz açıp kapadığında
başlıyor yaprak dökümleri sonbaharda,
bir son olmalı fani hayatında
geriye baktığımda
sadece “adın kalmalı”
kaybetmek için çok erken olsa da
seni kitaplarda bırakıp,
dönmeliyim sessizce ve sakin,
alışmalıyım,
pencere önü çiçekleriyle
gurbet akşamlarında yokluğuna…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Dilek Taşı…

Büyülü gözlerine sevdalanmış yüreğim,
henüz sığınmak isterken bahar tazesi tenine
sökülüp atılıyor cehennem sıcağı çöllerine
titriyor acı içinde, sürünüyor ayak altı yerlerinde…

Başkaldırıyorum;
gizlendiğin bensiz geçen yıllarına
yetmiyor, ardı ardına başlayan ayrılıklarına,
kabullenemediğim çaresizliğime…

Öyle özlüyorum ki seni bitmiyor ağıtlarım
her gün yeni bir dilek taşı ellerimde;
kulaklarında beyaz barış güvercinin kanat sesleri,
keşke bir toz tanesi olabilseydim üstünde
kokunun ıslaklığı gibi sana en yakın,
dudaklarını okşayan bir sevgi sözcüğü olsaydım
ya da bir gece yarısı beklediğin yalnızlığın…

Her akşam oturuyorum geleceksin diye
Sensiz batan güneşe küskün kapattığım penceremde bakıyorum,
gözlerim yüzünün ışığı doğan ayda
yediveren gül gibi her gün açan ümitlerim
söndürdüğün sokak lambaları karanlığında.

Büyülü gözlerine sevdalanmış yüreğim,
henüz sığınmak isterken bahar tazesi tenine
sökülüp atılıyor cehennem sıcağı çöllerine
titriyor acı içinde, sürünüyor ayak altı yerlerinde.

Leyli leyli leylim yar, hüznüne talip olmuşum meğer
sır gibi sakladığım serabı bile çok gördün,
kalbimde
tek bir hayalin kaldı o da artık düşlerimde…

Öyle özlüyorum ki seni bitmiyor ağıtlarım
her gün yeni bir dilek taşı ellerimde;
Sen derya ben içinde kaybolan bir damla
sıkı sıkıya sakladığın sırlarının sırrı gibi hep aklında olsaydım
her sabah bitmese dediğin yataktaki o tatlı uyku mahmurluğunun ruhundaki mutluluğu
ve göğsünde taşıdığın kocaman bir nazarlık olsaydım kalbine yakın
Özleminle uyandırdığın her gecenin yarısında açıp kapatsaydın gözlerini yanıbaşında olduğumu anlasaydın…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Mektup…

Her kelimesi bir meş’ale,
yüreğimi titreten bir ateş
mektuplarını özlemişim…
Bir bilsen ne anlama geldiğini
sen kokan mektuplarının;
dokunuyorum seviyorum onları sen gibi,
karşıma alıp bakıyorum resmin gibi,
kokluyorum nefesin gibi,
içinde gönderdiğin öfkelerine sarılıyorum,
duyuyorum kızgın kalp atışlarını…
Azarlanmış çocuklar gibiyim,
satırlarında yükselttiğin sesinle
doğranmış yüreğimin acısını bastırıyorum,
başımı önüme eğip,
“ben öyle değilim” diye savunuyorum,
konuşuyorum,
seni, ne kadar çok sevdiğimi,
ruhumdan silinmeyen heyecanını
daha iyi anlıyorum,
arkamı dönüp sevinç çığlıkları atıyorum…

Sen hicranın ne olduğunu bilmiyorsun…
Beyaz güvercin kanatlarına
sevda masalları yükledin mi hiç?
Rüyalara gelmezse deyip
uykulara küstün mü?
İsmini haykırarak gece karanlıklarını böldün mü hiç?
Çağırdığında tebessümün
yıldızlar eşliğinde geldiğini gördün mü?
Bir ömür gurbetle aynı yastığa baş koydun mu hiç?

Öyle bunalmıştım ki;
Sığınarak alicenap gönlüne
uzattım sana ellerimi meydan muharebesinde
tutamadığım ellerine,
bir mektup yolluyorum pulsuz postayla
yalnızım, kan revan içinde,
olabilseydim ne olurdu bir pazar sabahında seninle,
korkularım, bak işte sensizlik böyle düşlerimde…

Öyle güzelsin ki;
nasıl anlatsam dediğimde seni,
kifayet etmedi bendeki utangaç sevda bilgileri,
çağırdım kelimeleri,
yeminler olsun günahım yok,
onlar baktılar,
onlar biliyorlar en güzel halini
ve onlar anlattılar bir pazar sabahında seni…

Orhan ÇİMEN

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşktan ötesine; “Sen” diyorlar…

Bir sevdayı, bir aşk hikâyesini,
değil,
Seni yazıyorum…
Geceler,
haram uykular tanıktır buna…

Takvim yapraklarını,
şahit tutuyorum;
Sensin yazılanlar,anlatılanlar…
Yeminimi tarihe not düşüyorum…
 

Lügatler aşktan ötesine;
“Sen” diyorlar…
Mutluluk ezgilerinin sesisin,
hayat için tutunulan nefessin,
kabuslu rüyadan uyanma sevincisin…

Sonsuz yaşam gücü,
öyle güzelsin ki;
Sen bir mucizesin…
Şiirlerin büyülü perisi
kelimelerinin efendisi;
bütün dizeler senin,
hepsi, verdiğin emanetlerin…

Kıvılcım her bir hecesi,
bekledikçe, durdukça içimde
ateşten çembere,
aşk oyununa dönüyorlar
dalga dalga yakıyorlar,
kavuruyorlar ruhumu…
Tutamıyorum,
mısralarla geri veriyorum
emanetlerini…
Ve hayatımdan siliyorum hissettiklerimi…
Nasıl bir şeydir anlamıyorum,
sildikçe, eksilmiyor
büyüyor,
yenileniyor bir bir emanetlerin
öyle ağırlaşıyor ki;taşıyamıyorum,
Seni yeniden yazmaya başlıyorum…

Kutsalımsın kadınım,
ruhumun adımları
gece gündüz tavafta…
Kaybolsam da ararken seni
yıldızlı semalarda,
bütün yollar
Sana yönelmiş, eğiliyorlar…
Rüyalarım;
Sana eşlik ediyorlar…
Mutluluğum;
tebessümün,
olanca sıcaklığıyla hep yüzünde,
dokunabilsem,
kavuşacağım yıldızıma…

Öyle arzuluyorum ki
bu gün yine seni,
kapattım gözlerimi açtım pencereleri
siyahlar içinde
hayal ediyorum siluetini…
Vakit gece yarısını geçti
biraz esinti var, ürperiyorum
karanlığı kokluyorum…
Bir fısıltı duyuyorum
belli ki yaklaştı ruhun…
Sonra rüzgarını,
olanca gücüyle hissediyorum…
Muhteşemsin grupta refakatinde yıldızlar,
gözlerim kamaşıyor ışığında
en parlak olanı sensin,
tıpkı burcun gibisin…
Bir Ağustos gecesinde titreyerek
açıyorum gözlerimi,
siyahlı kadın
ayrılmış, uzaklaşmış yanımdan…
İşte yok ettiğin aklımın
sensizliği,
muhtaç ve çaresizliği…

Ayrılık şarkılarıyla
her şeyinle
istiyorum Seni,
dünyanın en güzel kadınını
rüyalarıma…
Çağırıyorum,
çıkmamak üzere,
yeniden hayatıma…

Orhan ÇİMEN

 

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın