Uğrak…

Gurur para etmiyor
aşk denilen uğrakta…
Bir gece yarısı mı olur
bir akşam üstü mü?
Yoksa aydınlık bir günde
bilinmeyen
herhangi bir zamanda mı girilir?
Kapılar ardından kapanır,
çıkışı olmayan tek odalı handır,
bir ulu tepe üstünde
vakitler değişmez hep gecedir…
Ekmeği ağıt, aşı hicrandır…
Ay ışığı; aydınlığı
dostları; bitmeyen yalnızlığı…
Beklenen yârin siretidir,
kalp içten içe yanar
azabını sessiz yaşar…
arşenin gizemi,
Ney’in nefesi dolaşır,
mızrabın hüznü,
binlerce tövbeler vardır
pişmanlıklar yankılanır,
isyanlar sükut eder
taş duvarlar arkasında…
Heveslendiğim hicranını
kuş tüyünden hafife almışım,
meltemle gonca tanışmadan
dalında soldurmuşum…
Nasıl yanılmışım?
bütün umutları
bir bir eritmişim
kibrin kor ateşinde…
Bayram demişim ayrılığına
çekip gittiğin gurbet eller de
derman değilmiş
beyhude sığınmışım
unutmak için yaptığım yeminlere…
Kapattım kendimi yanıyor gönül narına
hiç gitmedi ki sesin kulaklarımdan,
ruhun, mahpus gardiyanı
ayrılmıyor bir lahza kapımdan…
Mağrur hırkamı çıkardım attım sırtımdan
koydum başımı taş yastıklarına
sarılıyorum yorganım diye
gönül gazabına…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Nisanın Yağmurları


Bin bir bohçaya gizlemiş,
sarmış sarmalamış yalanları;
öyle nadide ki sunuşu,
beyazı, parlatılmış yüz karası,
değişmiyor mayası
insan ya! Ha avamı ha havası…
Şaşırıyorsunuz öyle dost canlısı
halbuki tam da arkanızdalar;
kuzu postuna girmiş kurtlar,
yüzünde masum tebessüm,
sesinde sıcacık bir terennüm,
devir mi değişti bilmem
severken can can diye canı,
yoksa;
yeni mi tanıyoruz
güveni yağmalayan renklerin varlığını…
Berrakmış eskiden dolaşılan sular ,
ayağımıza batsa da çakıl taşlar,
terziler;
o kadar ustalaşmış,
provasız artık bütün kılıflar
anında hazır siparişe cevaplar…
Anlatsanız da Eylülü, Ekimi
hayat bulduğu ayları,
alışmış, dönüp bakmaz,
tek bildiği;
“Nisanın Yağmurları”
Bin bir bohçaya sarmalanmış
bir dünya sırları;
yetmez mi?
Nefretiyle, yegâne aşkı…
O kadar aç ki gözü;
insanları doldurduğu hayatı
aldatan doyumsuz iki yüzü,
sessizce saklandığı
gizli labirent yüzsüzü…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Peşimi Bırakmayacak Arkamdaki Gölgelerin…

Avuçlarım avucuna tutunduğunda
zarif kalbinin sesiydi duyduklarım
işte bütün zamanlar durdu sanki o an…
Fark edip baktığında
bir iki saniye geçmişti fazladan
hiç bitmesini istemediğim
veda anını
tebessümündeki busenle
öylesine uzun yaşadı ki gözlerim…

Yine bir vedada
sığınıldı ayrılığa dair yeminlere;
tekrarlanmamak üzere
yağmur olup akacak
hüznün kara bulutları,
yatağına sığmayan akarsu gibi
alıp götürecek;
söylenmiş sözleri
alınmış nefesleri
rüzgarın olup kaybolacak
yarattığın sevda esintileri…

Sesleri, isimleri karıştırıyorum
unutmak için seni,
kaybediyorum ezberimi
boşluğa dalıp gidiyorum
mazide her ne varsa
gizliyorum
hatırlatmamak için seni…

Tutamıyorum ruhumu ellerimle
söz geçiremiyorum
öyle alışkanlık yaptın ki;
her gece ısrarda
Sen gelene kadar bekliyor ayakta…

Bundan sonra mutluluk çığlıkları
kıskandırmak istese bütün hikayelerini;
beyhude,
hayatın gerçeğisin…
Sensiz her gün güneş yeniden doğsa da
geceler benimle olacak,
kaybolmayacak,
silinmeyecek izlerin,
ayrılmayacak tarihin yırtılmış yaprakları
hiç peşimi bırakmayacak
arkamdaki gölgelerin gibi…

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kitaplarda Yaşamak Nasıl Bir Şey?

Her gece başucumda
okuyorum hep aynı heyecanda,
bittiğinin farkında olmadan
başlıyorum yeniden bir diğerini tekrara,
bazen kızıyorum harflere,
acele dizilmişler
goncayı benzetememişler
dudaklarına…

Öfkenin tılsımlı renkleri,
kulaklarımda serap, ayak sesleri
anlatılanlar;
yüz yıllık hırçınlıklar
sesin daha dün gibi sıcak
çevirdiğim bütün sayfalarda…

Tenin,
taze, solmayan bahar yeşili,
sabahın erken su damlacıkları,
kardelen ışıltısı
mahcup nigar yüzün,
şehla bakışlarındaki güzelliğin
uyanırken hayallere taşınmış,
hep kelimelerde…

Gecenin en güzel siyahını,
seyrederken üzerinde
solunuyor karanfil kokulu nefesin,
güneşin kıskanan erken ışıklarıyla
hep ayrıldığın seher vakti,
biten rüyalardan duyulan hüznün
yarım kalmış bir gelincik sevdası
bakıyorum yaşanmış,
hep hecelerinde…

Kapağında bakışmak
yapraklarında nefes almak
nasıl bir duygudur
biliyor musun?
Kitabına her bir dokunuşta
satır aralarında
Seninle karşılaşmak;
mehtabın gizemine diz çöküştür,
gönlün tebessümü,
ruhun kanatlanması,
aşka her gün yeniden başlamaktır…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Savaşın Çocukları…

Doğumun sevinci,
ölümün kayboluş hüznü;
hayatın kendisi…
Kimimiz aşkla,
kimileri yaşıyor savaşla
masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
herkesin var ayrı bir hikayesi…
Kimilerinde avuçlara sığmayan
mutluluklar,
kimimizde tükenen ömrün
tanışamadığı sevgi hayali…
Onlarsa hiç bilmedikleri
hayali bile öğrenemeden
bir şarapnel parçasıyla
gözü açık,
veda ediyorlar hayata,
belki henüz kundakta,
belki de su, ekmek diye bağırdığı
bir açlık anında…
Kimilerinin gözlerinde gülücükler
soğuğu, kışı görmemişler
hiç terk etmemişler,
sıcacık yuvayı
onlarsa hiç bilmiyor,
yerle bir edilmiş evleri
sokak aralarında sabahlıyor
sonsuz boşluğa bakan
donmuş o insan gözleri…
Doğumun sevinci,
ölümün kayboluş hüznü;
hayatın kendisi…
Masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
herkesin var ayrı bir hikayesi…
Kimileri avuçlara sığmayan
mutlulukla uçuyor gök yüzünde
o kadar olağan ki;
sanki acılar hak edenlerde
dönmüş arkasını
kapatmış çocuk hıçkırıklarına kulaklarını,
kimimiz de tükenen ömrün
tanışamadığı sevgiyi arıyor;
bedbaht, mutsuz…
Onlarsa hiç bilmedikleri hayali
öğrenemeden,
daha on beşi demeden
birini bağrına bastırmış,
diğerini sıkıca eliyle kavramış
gülmeyi bilmeyen, savaşın
dul kalmış çocuk anneleri…
Okul bahçesinde koşmayı
el ele tutuşmayı
öğretmenim diye bağırmayı,
bilmedikleri
oynatılan oyunu,
aşmış boyunu
sürüyerek taşıdıkları silahları,
daha öğrenemeden korkuları,
yerle bir olmuş, parçalanmış
topluyor anneleri,
savaşın
erkek çocuk asker bedenlerini…
Süt görmemiş, süt kokan ağızlar
varken karşılarında
taşlaşmış koca bir dünya vicdan,
tanışamadıkları umutlarla
hiç mi hiç karşılaşamayacaklar…
Öyle ya deyip geçiyoruz;
kimimiz aşkla,
kimileri yaşıyor savaşla
masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
nasıl olsa herkesin
var ayrı bir hikayesi …

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın