Anne Sana Gelirken…

Hakkı hakikat bir gün gelecek,
tek bildiğimiz;
yalnızken kapımızı çalacak…
Bilmediğimiz;
bir öğlen vakti,
ya da bir gece yarısı,
sokak ortası,
belki bir yatağın sıcağında…
Mutlak adaleti;
bilinmeyen zamanı,
ister hükümdar, ister hükümran,
fakir, fukara, gureba…
Korunsa muhafızlarla saraylarda,
Karun olsak rüşveti yok iltiması da…

Sahiplendiğimiz;
ayı, yıldızı, güneşi,
muhabbetimizin sılayı rahimi
sevgililerimizi,
tereddütsüz terk edeceğiz…
Arzularımıza amade ettiğimiz
bedenimiz ile gönül ayrılacak,
biri sonsuzluk yolunda hesaba,
diğeri omuzlarda toprağa…

Gönül hala
takılmış, kalmış olsa da baharda,
yapraklar bir bir dökülüyor,
mevsimler dönülmeyecek hazanda…
Tersine işliyor,
artık bizim için hükmü zaman da…

Dönüp arkama bakıyorum;
yokluklar gördüm,
acılar, hüzünler yaşadım…
Kalabalıkta akıttım yüreğime,
yalnızken haykırdım,
boşaldı tenime ,
hıçkırıkla gözyaşlarım…

Mürekkep dökmedim hiç,
beyaz kağıtlara,
koşulsuz inandım insanlara,
beklemeden koştum
ben önce açtım gönül soframı,
doğrularda güneş gibi oldum,
yanlış anlaşılma pahasına…

Korkuyorum,
sığınıyorum hatalarıma,
mahzun ve boynu bükük bakıyorum,
kırdıklarıma…

Geride bıraktığımız zaman,
sonsuzlukta mukadder mizan…

Kaçıncı seneyi devresi,
daha dün ayrıldık,
bu gün kavuşacağız gibi…
Adalet bu ya;
arkada sevgilileri bıraksak da
yalnız kalmayacağız orada
karşılanacağız anayla babayla…

Bebeğim, üç ya da dört yaşlarında
hastayım, sarılıyordun, koynunda
saklamıştın;
sıcağında,
benden hiç ayrılmayan kokunda…

O kadar acı içinde ve sabırla
beklediğini bilmiyordum,
bilmiyordum bir hafta boyunca
hayata tutunduğunu…
Anne diye sarıldığımda
aldığın son nefesini,
benimle veda için sakladığın ruhunu,
hiç unutamıyorum…
Diz çöküyorum affına…

Ak saçlı güzel anne sana gelirken;
fildişi tarağını,
dalgalı saçlarına tutturduğun
o gümüşten tacını,
yüreğimden hiç ayrılmayan
asaletini, sevgini,
sonsuz fedakarlıklarını,
yaptığın bütün iyiliklerini,
pembe, rengarenk işlemeli
gelinlik bohçana koyacağım,
özlemle sana taşıyacağım…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşkın Dili…

Işığını gözlerinden, rengini dudaklarından,
kokularını teninden almış çiçek bahçesinde,
ılık bir bahar esintisine kapılmış gönlüm…

Kader nasıl karşılaştırıyor?
Bilinmeyen bilinenleri
tutuşturuyor önce gözlerdeki ateşi
lâl ediyor dilleri
sonra bağlanıyor boyunlara
esaret zincirleri…

Geldin girdin dünü yarattın,
kör ettin gözleri…
İlmek ilmek ruhumu sardın,
duymuyorum başka sesleri…
Akarsuları çevirdin tersine,
rehberlik ediyorsun hiç durmadan
rüyalara, düşlere…

Anlamsızca her geçen gün
kendine bağlayan
varlığında ölmeyi dilettiren
yokluğunu görmektense
varlığının sıcaklığıyla
gömülmeyi hissettiren
“Sen”,
hep hüsran olsan da
varsan hatıralarda
güzelmiş hüsranı yaşamak da…
Çetele tutmuştum
bir zamanlar öfkelerine,
bayram yapmıştım
rastladığım bir kaç tebessümüne…

Öyle güzelsin ki;
egzotik figürler kanında,
aşk müziği ruhunda,
sarmış bütün bedenini
zevklerin çıldırtan ritmi…
O masum yüzün altında
şehvet fışkırıyor
kaçamak bakışlarında…
Sana ilk dokunduğumda,
alevin kızıllığı gözlerimde dalga dalga
titredi bütün uzuvlarım bir anda,
aşkın dilini hiç konuşmadan daha…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Kalbim…

Sana acılar yükledim,
şikayetini hiç duymadım,
farkındayım yoruldun,
yordum seni,
yakın zannettim,
bilmiyordum
bu kadar uzun yolculuk olacağını…

Görüyorum;
yağmurdan, kardan ıslanmış kanatlarınla bile,
süzülüyorsun,
ilk günkü gibi heyecanlısın,
kanat çırpıyorsun bıkmadan
Sevdam beyaz güvercinin ardından…

Kaç zaman oldu bekliyorum.
Hep bahar tazeliğinde,
umudunu taşıdığım
kavuşma anında neler olacak?
Düşündükçe tir tir titriyorum,
kaybolup eriyeceğim derken;
bitmiyor senin sabrın…
Vefa borcum büyük,
vefakârsın…
Uykusuz gecelerde
sol tarafımda;
ağrılarının dayanılmazlığını,
şiddetini,
hissediyorum…
Tükendiğini ben görüyorum,
sense hiç aldırmadan
bilmediğin sonsuzluğa
korkmadan, halâ kanat açıyorsun…

Aziz dostum;
sana keder verdim,
hüzne kaderin dedim…
Mutluluk isterken ben,
Seni;
vazgeçemeyeceğin sevdanın
esiri yaptım,
ışıltısında kendimi kaybettiğim,
gökyüzüne,
yıldızların gizemine uğurladım…

Gel, dön desem gelmeyeceksin,
yönelmişsin,
O’na bütün varlığınla
artık sen de kapılmışsın
terk edemediğim aşk ateşinin sıcağına…

Ne olur artık hüzünlenme,
tutabilirsem şu dünyada ellerinden
mutluluktan bende uçarım elbette,
semanın maviliklerinde seninle…
Yazgıdır derim
yorulup durduğunda sen,
sonsuzluk aleminde
mahşerde,
kıyamındayım…
Hiç fark etmiyor,
O’na kavuşmaksa tek muradım…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sıcacık Bir Buse…

Hale olmuşum etrafında
sarmaş dolaş
semazenim uzağında
hiç bitmiyor duaların
dudaklarımda…
Belki girersin
damla olursun gönül dünyamda…
Mecnun’un Leyla’sı,
Şirin’sin, Aslı’sın hayatımda…
Özlemin çığ oldu büyüdü
taşıyamıyorum,
kalmadı, tükendi mecalim
hiç değilse duysam
terennüm etse sevdalı sesin
tek bir damla yaş olsa
kurumuş göz pınarlarımda nefesin…
Çok uzaktasın
zamanlar ötesi,
kaybettim sanki cismi cânımı,
öylesine kalın,
kara perdeler arkasında,
çekmekle bitiremiyorum, açamıyorum,
gelmiyor, getiremiyorum bir türlü
içinde Sen olan geçmiş zamanı…
Bütün umudum narin ruhunda…
Çağırıyorum onu
serin esen rüzgarıyla…
İşte bak karşımda,
seviyorum,
dokunuyorum,
ellerim, topladığın saçlarında,
dağıtıyorum onları…
Bakışların avuçlarımda
korunsun istiyorum
yaban nazarlarında…
Sarhoşuyum,
takılı kalıyor gözlerim dudaklarında…
Kokluyorum;
gelen hasret esintilerini,
gül mü desem sümbül mü?
Mor leylak kokunu…
Sende diz çöküyorum,
sonsuza kadar tek aşkta…
Dokunsa,
değse sıcacık bir buse
kalsa izi dudaklarımda
ebedi Sen gibi
bitmeyen hatıralarda…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Muamma…

Korkuyordum olmadığın zamanlardan,
yıllar oldu
dört mevsim geçti
sanki Sen olmadan…
Denizler duruldu artık asude
yüksek ulu dağlar arasında
sessiz,
Senden uzakta durgun bir koydayım…
Sırrını düşünüyorum;
bakıyorum,
hayatımın hangi saatinde yoksun,
bulamıyorum…
Neydi hüznün bağlamıştı yeminleri,
ayrılamadığım gölgene tutunmak için
beyhude çabalarımı,
düşünmeden edemediğim büyülü edayı
unutmamak için
nasıl ismini tekrarladığımı,
meleklere sormak istiyorum,
anlaşılmaz bir şekilde
ve her defasında
karşıma o güzel yüzün geliyor,
tebessümün,
hani o geride kalan mektuplarındaki
hiddet cümleleri,
bakışlarındaki kızgın ateşin ruhumu yakan alevleri,
dağılmış saçlarını savururken
gözlerinde yakaladığım
o kibirli mutluluk ışığı
benimle oluyor,
ve özlemi oluyorlar
sana dair sihrin
anlaşılmaz karşılığı…
Yıldızlarla donanmış asumana
Seni sevdiğimi,
ne kadar haykırdım bilmiyorum,
yazdım, ciltlere sığmadın,
sığmayacaksın,
her gece ay ışığına,
hayalin diye sarılıp yattım,
değdikçe yanmış tenimi
ferahlatan derya deniz gibisin,
estirdiğin o kısacık rüzgarının
halâ karşılığını anlatabilmiş değilim…
Seni düşünürken
kırk parçaya bölünüyorum,
her bir parçam dağılıyor,
sana yakın olmak için,
kuşatıyorlar bulunduğun zamanı
yüzyıllar var sanki aramızda,
adına ne denir bilmiyorum
bin bir kahırla soruyorum;
nedir yakalayamadığım bu mesafeler…
Muamma…
Meftunu olduğum sır,
kaybolmuşum esrarında,
dönüyorum her bir ayrılığında
tutunuyorum sıkıca,
bitiremediğim umuduna…

Adrasan, Aslıhan Hotel
6 Ağustos 2014

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın