Bir Daha Bir Defa Nefes Versen…

Kaderimsin, kedersin hayatımda
çizgilerimde hasretim diyorum
boynum bükük, kalemlere sığınıyorum
saklanıyor, sensizliğe sarılıyorum
dostu oluyorum yıldızsız semaların…
Atıyorum yüzümü karanlıklara
kaçamıyorum, mehtabım oluyorsun…

Gönlüm virane, unutmak istiyorum
ten kokunu yollarda hapsediyorum
dilimdeki ayrılık şarkılarında,
kaybolduğum sarhoş gecelerinde
karşıma çıkan ilk yıldızım oluyorsun…

Dargınlıklara kucak açıyorum
görmesinler dediğim falcıların
rüşvet koyuyorum avuçlarına,
beyhude kapattığım fincanlarda
bakıyorum, bir hayat veriyorsun…

Suskunum, anmamak için adını
atıyorum, uykumdan rüyalarını
yalnızlığa inat, gece sıcaklığını
bırakıyorum hicranın koynuna
aşka can veren, gözyaşı oluyorsun…

Nazınla estirdiğin rüzgârını
tutuyorum, değmesin başka tenlere,
savrulan saçlarının ışığını,
emanet ediyorum göz bebeklerime…
Bakışlarındaki aşka davetin,
gonca dudaklarındaki işvelerin
esir almışlar ruhumu inletiyorlar,
ben, seni, bir periyi kıskanıyorum…

Olmadığın yıllara soruyorum
sitem ediyorum sensiz mevsimlere,
yazık, yalnız geçen koskoca ömre…
Duyabilseydim topuk seslerini
arardım hasretle ayak izlerini…
Vuslatı olmayan kara sevdana;
yandığım kor ateşim diyorum…

Duaya açılıyor avuçlarım;
Nisanı çağırıyorum aylardan,
ilkbaharın mahcup pembe kelebeği;
geçirdiğimiz o kısacık zamana,
bir daha bir defa nefes versen
gül kokan sıcak yüreğine dokunsam,
onunla hayata yeniden dönsem…

28 Nisan 2014
Orhan Çimen

 

 
 
Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşk Ateşi

Olmayınca olmuyor
kalem tutmuyor eller
ses yok, söz kalmadı dilimizde
adına söylenecek…

Kalp yolları;
kavurucu çöl sıcaklığında ıssız…
Bitse diyorum şu çileli yolculuk
sessiz, biraz dalgın,
bitkin yürüyorum
arkama bakmadan…

Sevdasıyla beni terk etmiş
aklımla şimdi yan yanayım,
o da anlamış görünüyor
talihsiz vefanın artık yaşamadığını…
Ateşine rüzgar olduğunu,
alevinde yandığını
korunda dağlandığını
itiraf etmese de
biraz mahcup,
aldanmışlığın hiddeti var,
gizliyor, belli ki çok şaşkın…

İnanılması güç bir yolculuğu
gerçek diye katmışız hayatımıza…
Hayalden de öte kurduklarımız,
ama öylesine saf ve öylesine derin;
kirlenmemiş su kadar berrak…

Bir rüyaya koşmuşuz;
vuslat yokmuş orada…
Görmemiş gözlerimiz
esrarengiz oyuncunun
gizemli oyunlarını,
inançla sarılmışız aşkına…

Büyüler aralandığında
diz çöktüğümüz dünyasında
bitmeyecek günahlarıyla
tuluatta,
inkar sanatı bakıyorum
hiç ayrılmıyor,
hep o güzel dudaklarında…

Her ne desem ne söylesem,
beyhude,
tükenmeyen kahrolası isyanlarım,
ki; biliyorum çaresizim…

Dönüşü olmayan yolda
boyuna geçirilmiş
ipli sehpasında
infaza hazır bir garibim…
Tutunmak istediğim
her defasında insafı,
oluyor ayaklarımın altındaki iskemle …

Nedir? Nasıl bir sırdır bu?
İrfanım yetmiyor,
her ayrılık adımında
bağlılık ilmeğini sıklaştırıyor…

Saklı bahçenin beyaz goncası,
apansız sarmış ruhumu
o işveli edası…
Adı; “Sen”,
terk edemediğim bir “Rüya”,
yangın yerine çevirdi ruhumu “Aşk Ateşi”…

Hangi korkuları yaşasam,
yıksam, dar etsem dünyaları kendime
koşturuyor ardından,
ve bitmiyor,
bitmeyecek ebedi aşkı sevdası…

Orhan ÇİMEN