Oyuncu…

Birden çok hayatın
hep ortasındasın,
çekmekle çıkmıyorsun…
Duruyken bulandırdın,
öyle değiştirdin ki;
bütün doğruları kaybettirdin…
Bir zamanlar varlığı bilinmeyenken
baş rolde bir oyuncu nasıl oldun sen?
Öyle ki hayallerin bile tutmuş
bırakmıyor yakaları…
Geceler uykuya,
gündüzler huzura
hasret…
Yumsam sensin
açsam gözlerimi yine sen…
Dokunduğum tenlerde
varsın yine sen…
Düşüncelerin ta içindesin,
ruhlar avuçlarında,
hapsettin gönül dünyamı,
kapattın hayatımı,
kaybettim…
Terk ettiler öylesine değerler beni…
Bitirdin haklılık öfkelerimi,
haksızlık acısına tutuldum…
Öyle tanıdım ki seni,
kör zannediyorsun herkesi…
Hatırlarsın haykırışını,
sözüm ona savunduğun değeri,
bir sıçrar… iki sıçrar derler ya hani…
Hayat hem kısa hem de uzun,
bir bakarsın sahnenin tam ortasındasın,
ne kadar plan da yapsan
görmek istemediğin seyircilerin
fal taşı gibi açılır gözleri…
Perde bir defa açılmıştır,
kapansa da beyhudedir artık,
o kadar çok provalı oyunların;
tanıdık seyircileri şaşırtmıştır…
Biliyorum çok iyi savunursun
bunların hepsi hayal de istersen,
şimdiye kadar çok kandırmışsın
çuvaldan çıkanlardan biri sensen;
artık bu bir oyundur diyemezsin…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hayat…

Sen kimdin? Neydin?
bilmem başkalarını
bir hiçtin benim için
zorluyorum hatıraları
sadece aklımda kalan
öyle ki çok sıradan…
Gel zaman git zaman
hiç görmediklerimiz
bir baktık geldi arkadan
nasıl olduğunu anlamadan…
Bir yüz ki mahcup
kıskandı mehtap
melekler, yıldızlar
arkadaş çıktı burçlar…
Kimdi, neydi derken
kaptırmışız kendimizi bilmeden…
Sihirler, büyüler
belli ki araya girmişler…
Yoksa var mı imkânı
herkesin dönüp baktığı
güven duyup saydığı
katliam hatırası burcunun,
o güzel kokusunun,
anlamıyorum nasıl ıskalandığı…
Bir, iki derken
bir hayat ve üç melekten
biri var ki yürüyor hep önden…
Anlaşılmaz inanılmaz,
bin kat kuyulara mı?
gökyüzünün katmanlarına mı?
kırk katır kuyruğunda mı?
sürüklemiş
götürüyor bağladığı hayatı…
Karanlık çukurlara,
bazen çekiyor ipinden
biraz nefes aldırıyor gökyüzünden
indiriyor, indirip kaldırıyor
bunun adına gönül oyunu deniyor…
Bir melekten yakarışlar,
öfkeler, acılar
hayatla birbirine karışıyorlar…
Şimdi bakınca heyhat!
Meğer ikisi de aynı kaderi paylaşmışlar…
Sessiz, sakin, muhteşem asaleti
bırakıp geldiği korkuları
ümitle beklediği “belki” dediği hatıraları,
gelecek için hayatla hayal kırıklıkları
derken terk ediyor hayatı…
Gönül oyunu bu ya bitmiyor
Ne kaldı ki anlatacak,
Çok mu sanki küçük bir tebessüm,
sıcak bir dokunuş,
bak yavaş yavaş bitiyor hayat,
kokular terk etti hayatı…
Ama kırılmadı ümitleri,
hep sana, gözlerine bakıyor
yine hep sen diyor
hikayemizdeki hayatın…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Harem…

Hece hece
Sen’i tekrarladım durdum…
Çektim içime önce
hasretim! Kokladım,
saydım; tel tel saçlarını,
sevdim hilal kaşlarını ,
dağılmıştı kirpiklerin,
düzelttim ellerimle…
Kuğu boynunu,
hele o çıplak omuzlarını
hiç tarif etmemiştim değil mi?
Dudakların; kırmızı şarap sarhoşu…
Bakışların; esrarım,
daldırıyor seninle bile senli hayale…
Seni öyle sevmişim ki,
sığmıyorsun kitaplara…
Yazsam ciltler;
bitmiyorsun,
bitmeyeceksin,
bitirmeyeceksin
yazdıracaksın tekrar tekrar Sen’i…
Geçmiş her bir saatin ezberimde,
tekrarlıyorum bir saat sonra
bir önceki saatte yine seni…
Öyle çok sevmişim ki seni;
büyük isyanlarım,
yeminli inkarlarım,
çıldırtan kıskançlıklarım
bakıyorum; daha çok, çok daha
fırtınalarla taşımışlar o kara sevdana…
Bitkin ve bir o kadar yorgun
o kadar korumasız,
o kadar yalnız,
ve o kadar çaresiz,
başım önümde,
sana eğilmiş ruhumla,
geldim bak işte yine
sığınıyorum haremine…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Tekzip mi?

Bütün gözler kör,
kulaklar sağır,
sevgi kokusu taşıyan kalpleri inkâr;
bir yıldız kayması?
Yalanın atlastan bohçaya sarılması…
Biliyor musun aslında kaymaz yıldızlar,
sonsuza kadar yaşarlar…
İşte nedeni; “Tekzip”‘in yazılması…
Bir nur gördüm çok yükseklerde;
bir derya dedim, enginlerde,
yıldızım idin; ışıltılı gökyüzünde…
Ay parçası dedim;
dağıtmıştın ruhumdaki karanlıkları,
mehtabım gördüm;
yaratmıştın gönlümdeki aşkları…
Güzellikleri oldun;
gül bahçelerinin goncası dedim…
Bir kaftan koymuştum omuzlarına;
nişanıydı sevgi ve sadakat,
taç vardı başında; adı “sen” olan…
Güzel, daha güzel, çok daha güzel sıfatlar
dillerde yoktu; sana söylenecek…
Yokluğuna; ağıtlar,
vuslatın; diyordum umutsuzca kara topraklar,
aşkına; tarihte kara sevdadır diyorlar…
Kör demek gözlere, sağırdır demek kulaklar…
Sen diye titreyen bir kalbin,
gözlerin diye bakan,
yürürken adımların olan,
ruhum;
öyle tanıyor biliyor ki seni
bak hala acı içinde;
bırak artık şu gizlilik sırlarını,
neden atıyorsun omuzlarındaki kaftanı,
yücelik nişanı tacını bırakıyorsun yerlere,
Bir gönül ki;
taşımak isterken seni ebediyete…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sen Olmadan…

Sen olmadan;
sensizlik yaşadın mı?
Çöl sıcaklarında;
gölgelerden kaçtın mı sen?
Mutlu bir yüze bakarken;
ağlamayı seçtin mi sen?
Ellerini tutmak varken;
arkanı dönüp uzaklaştın mı sen?
Baharda kışı yaşamaya;
mahkûm oldun mu sen?
Güne girerken;
gecelere yürüdün mü sen?
Tek bir bakışa, bir tek tebessüme;
ömür boyu hasret yaşadın mı sen?
Adın için;
bütün isimleri dilinden sildin mi sen?
Yakın olmak için;
kölelik zincirlerine bağlandın mı sen?
Umut diye yaşadığın gecelerde;
uyumadan rüyalarda
sevgiliyi bekledin mi sen?
Vuslatı olmayan aşkın için;
mahşer duaları yaptın mı sen?
Yar yar hüznüyle kara toprakları;
kavuşma anı diye kokladın mı sen?
Sen sen feryatlarıyla;
değil bir ömrün,
sadece tek bir anın nasıl geçtiğini
biliyor musun sen?
Hicranında bile;
hayal etmenin,
ne kadar güzel olduğunu
biliyor musun sen?
Dünyada senin;
her şeye değer olduğunu
biliyor musun sen?

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın