Burcu

Hayatın içinde bir hayat;
nilüfersin…
Asil duruşunla;
lâlesin…
Dünyama giren bir mucize,
yaşayamadığım;
kadersin…
Kaç oldu terk ettim yokluğunu,
her kaçışta tenin dedim;
koklarken burcuyu,
ama hep aklıma sen geldin…
Sevemedim arkamı döndüm
büküldü boynu,
beyaz tenli burcunun,
öyle alındı ki;
dayanamadı kurudu…
Baskın çıktı senin ten kokun…
Eyvah! önce değilmiş, şimdi,
ebedi kaybettim onu…
Kurumasına kırgınlar burcunun
gül bahçeleri, çiçekler;
tıpkı merak ettiği gibi burcunun,
seni görmeye geldiler…
Varsın ya Sen,
bitti artık dünyada
bütün gizemler…
Nasıl bir hikâyedir ki bu;
sen hariç,
hemen kayboluyor
yaşayan bütün melekler…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Takvim Yaprakları…

Gücüm yetseydi, yırttığım
takvim yapraklarına,
tek o tarihi yerine koyardım…
Yaşanmamış bir zaman olarak
silerdim hayatımdan…
Haksızlıkmış meğer varlığım,
gel anlaşalım,
yıl dönümlerin yaprakları yırtılmasın,
kalsın takvimlerde
atlayalım günü,
ertesine geçelim zamanın…
Masumum ben,
öylesine derin çizdin ki
gönül yaralarımı
bir türlü saramıyorum…
Acılarla azap koyun koyuna
ben aralarındayım…
Güne seni binlerce inkârla başlıyorum…
Uykuları kaldırdım gecelerden
rüyalardan korkuyorum
ya çıkarsan karşıma…
Affetmiyorum!
affedemiyorum kendimi…
Nasıl oldu aldım
mihrap diye seni karşıma…
Utanıyorum!
saklıyorum kölelik küpesini…
Hayır hayır ne söylesem
ne yapsam beyhude…
Benim için yazdığın
o esaret vesikasına
her gün bakmadan yapamıyorum…
Aşkı memnu gecelerde,
ben gündüzlerde kalıyorum…
Sana ne diyebilirim ki;
görmemen için beni
sadece bana ait olan zamanı
tek başıma yalnız
ve çok uzaklarda yaşıyorum…
Ama bilmelisin ki;
yeminler olsun
affedemiyorum hiç kendimi;
Yıllar sonra nasıl yaşadım
senin çizdiğin, benim olmayan
o zamanı…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sükutu Dene…

Şaşırıyorum bakınca sana
o kadar yakınımdasın ki;
görüyorum çamaşırlarını,
konuştukça açılıyor daha da
gömleğinin düğmeleri…
Soluk bile almıyorsun…
Açılmak gidiyor hoşuna,
ve bakıyorum çırıl çıplaksın…
Gözlerim yüzünde
nefesim kesiliyor bu haline…
Bitmiyor konuşman
farkında değilsin,
hala soyunduğunun…
Şaşırtmak gidiyor hoşuna,
devam ediyorsun…
Yetmiyor, bu defa başlıyorsun
kalbini açmaya…
Sesin yükseldikçe
sakladıkların hiç durmuyor,
çıkıyor, ne varsa hepsi dışarıya…
Gözlerim hayretle yüzünde…
Çıplak halini söyleyeceğim sana
nutkum duruyor; sonra
bakıyorum ayrılmış yok yanımızda…
Artık konuşamıyorum,
kuruyor ağzım,
dilimi döndürecek
tükürükler senin ağzında,
iniyor dudaklarından aşağıya…
Dayanamıyorum
bu kadar çıplaklığına,
Yakarıyorum
içimden ne olursun;
sükutu dene biraz da..

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hicap

Ölçüdeki; ölçüsüzlüğü…
Güveni kullanmadaki ustalığı,
rol tutuşundaki sanatçılığı (!)
Hicap terk edilmiş işte; yüzsüzlüğü…
Öyle pişkin ki kurduğu ilişkileri,
hayatına dair tüm incelikleri (!),
pervasız; herkese açık günlükleri…
Yüzündeki masum (!) sevimliliği,
şansı; aldattığı hayranları (!),
ellerinde sıkı sıkıya tuttuğu çıkarları…
Kutsal (!) değeri; bencilliği…
Bu kadar değersizliği,
helal olsun nasıl gösteriyor değerli…
Yazılsa çizilse anlatılsa hayatı;
olmasa günahları, korkuları,
terk ettiği edepleri;
acımasızca ödetir kesin, bilinmez bedelleri…
Ey hayat! ne kadar hoşgörülüsün,
yaşatıyorsun, mütebessim bakıp,
nasıl olsa ödeyecek kendisi
er ya da geç yanlış da olsa doğru hesabı…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

İzler…

Kağnı arabası gıcırtıları…
Derindir allı pullu sarhoş naraları
karşılaşır, çarpışırlar yiğitçedir kavgaları…
Erkek yabancı ise,
geçemez, ikinci defa aynı sokaktan
edilir namus meselesi…
Pazvant düdük sesleri…
Bahçelerde fink atan röntgencileri…
Lüks kok kömürü, ama sonradan çıktı linyiti,
meşe kömürlü ütüleri,
emektar gaz ocakları…
Kadastro dediler;
o güzelim köşkleri,
bahçeli evleri
bir anda yeksan etti
öngörüsüz idareci mirasyedileri…
Hep toptan alınır
bereketlenirdi;
unlar, yağlar, peynirler…
Him komşuyla kurulan;
erişte, kadayıf
muhabbetli kıyma ocakları…
Kiralık futbol topları,
mahalle maçları, kavgaları…
Radyo ajansları
yurttan sesler muhabbetleri…
Sinemalar bir harika…
vizyondaki film afişleri
ellerde, bağırarak anlatılır
sokaklarda hikayeleri…
Silinmiyor hafızalardan korkuları;
darağaçları kurulur
Hükümet meydanına,
asılacakların teşhiri yapılır
şehrin sokaklarında…
Kına geceleri, düğünler;
bahçelerin lezzetinden,
taşındı beton yığını
o ebleh salonlara…
“okuyucularla” davet edilir düğüne derneğe
konu komşu hısım akrabalar
Divitli hokkalar…
Mektuplar sıla hasretidir,
gurbette; ana, baba, sevgili sesidir,
beklenir heyecanla,
tanıdık postacı her gün kapılarda…
Faytonlar yaylı ne güzel,
besili yiğit atlar,
fiyakayla üzerlerinde şaklayan kamçılar
sanki değiyordu bize
ürperen canlarımız yanıyordu…
Konfeksiyonu bilmiyorduk,
en iyiydi terziler,
kadınlarda revaçta;
basmalar, pazenler,
parlak satenler, emprimeler…
Zenginlikti iskarpinler…
Körüklü çizmeler…
Köstekli saatler…
Taş fırınlar…
Taşlı sokaklar…
Kar yağdı mı kürünürdü çatılar…
Nefesti bayramlar;
istisnasız bütün komşular,
bayramlaşmaya dolaşırlar…
Kalaylanmış zarif bakır sahanlar…
Cenaze evidir taşınır
haftasınca ekmeği aşı,
her gün gidilir
taziyedir adı,
üzüntüler paylaşılır…
Mahallede;
herkes birbirinin arkadaşı,
dertlisi, hastası, fukarası,
bilinirdi komşunun düğünü, yası…
Ruhumuzda kalan bir zamanların izleri;
yaşanmış sevdalar
gitmek bilmiyor içimizden,
ne varsa eskiye dair;
ana baba, memleket hasretleri…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın