Unutmak seni, kaybolmak
olmadığın yerlerde yaşarken ölmek…
Sokak lambalarının söndüğü
sabahın alaca karanlığında;
sessiz ıssız, ürperten serinlikte
dalgın, sen olmadan sensiz
uzayıp gitse zaman…
Sokaklarda sensiz sen olmadan,
dalgın seni düşünmeden
aylak aylak dolaşsam…
Sevsem karşıma çıkan sokak köpeklerini,
varsa dertleri dinleyebilsem onları…
açsa doyursam karınlarını…
Ağaç kavuğuna sığınmış
üşüyen bir kuşu koynumda ısıtabilsem,
gagasından öpüp korkusunu alabilsem
salı versem sonra sevincini görsem…
Uzayıp gitse sensizlik…
Sen olmadan da hayat güzel diyebilsem…
Dizlerini karnına çekmiş, bankta uyuyan
sokak çocuklarının saçlarını okşayabilsem,
koynunda sakladıkları tinerden ciğerlerime çeksem,
ne hissettiklerini anlayabilsem,
kollarına girip gördüğümüz açık çorbacıda,
sıcak bir çorbayı paylaşabilsem ve
vedalaşırken gözlerinde mutluluk izlerini görebilsem…
Dalgın, ellerim cebimde,
başım ayaklarıma düşercesine eğik,
bir an ambulans sireni ile ürperiyorum….
Caddeler ıssız,
olanca hızıyla uzaklaşıyor yanımdan…
Üşüdüğümü hissediyorum,
saate bakıyorum; 04.30
Yorulmuşum…
Sonra etrafta şaşkın gözlerim,
Saatler olmuş yürüyorum,
Buralar tanıdık diye düşünüyorum;
Evet evet şurası sizin sokağınız,
işte eviniz…
Nasıl oldu anlayamıyorum
köpekler, kuşlar, çocuklar derken;
Sen…
Ama seni hiç tanımıyormuş gibi davranıyorum,
ne bir heyecan ne bir kıpırtı var içimde
düne ve bu güne dair…
Pencerendeki ışığı merak etmiyorum,
ne sıcaklayıp üstünden attığın yorganı,
ne de çıplak bedenini düşünüyorum…
Ayaklarımdı sadece getiren,
ruhum daha sana gelmeden
belli ki uzaklaşmıştı oradan,
telaş etmeden,
sen olmadan sensiz, düşünmeden seni…
ayrılıyorum hemen sokağınızdan…
Orhan ÇİMEN