Vedanın Provası…

Sonsuzluğa gitmeden
vedanın bir provası yapılırmış dünyada,
sıkı sıkıya tutunduğumuz hayatta;
daha dün gibi doğumumuz,
bu gün çocukluğumuz,
annemizin sıcacık kucağını
neden daha çok arıyoruz şimdi,
hatıraları hep genç babamıza
bu kadar çok hasretin nedir anlamı,
yıkılmış, kaybolmuş resimlerde kalmış
ve artık olmayan sokakların bizdeki özlemi…
Yaşama dair en büyük merakımız;
ömrümüzün
arada bir yerinde mi?
Yoksa sonuna mı,
dudaklardan çıkacak son nefesteki elvedaya mı
çok daha yakınız?

Öyle bir an geliyor ki;
hayat oturtuyor insanı, duraklatıyor
soluklandıyor
veriyor sanki zorunlu bir mola
ve döndürüyor geriye
geldiğimiz yola çeviriyor başımızı baktırıyor,
düşündürüyor;
henüz bilmediğimiz şimdi yürüyeceğimiz yola
biraz endişeli biraz da yenik baktırıyor,
çaresiz geride bıraktığımız zamanı hatırlatıyor
bir bir ellerimizle kopardığımız takvim yapraklarıyla,
geçmişle
vedalaşmayı yaşatıyor bize…

Hiç arkama bakmadan
bir nefeste çarçabuk gelmişim öylesine bu ana…
Sık sık dönmek geriye, gerilere,
yaşarken içinde soluklandığımızı zannedip,
asla anlamını fark edemediğimiz bir zamanların
bizlerden hesap soruşu,
sanırım geçmişe duyulan büyük özlem…
Hep farklısını arzu edip, uzanamayacağımız uzağa
koşuşturduğumuz tutkulardan
avuçlarımızdaki güzele
veremediğimiz değerin sanki bir ahı; içimizi acıtan özlem…

Albümler gün geçmiyor açılıyor,
arkadaşlarımız,
işte bahçemiz, şurası evimiz,
meyve ağaçları,
sokağımızdı şurası, ahşabı,
kerpiç evleri,
parke taşlı caddeleri
yeterince ve doyarak yaşamamışım
öylesine güzellermiş ki
bakıyorum fotoğraflara…

Yağız bir küheylanla dörtnala koşarak geçtiğimiz zamana,
sanki nefes almadan yaşadığımız, tatmadan
içimize çekemediğimiz çiçek bahçelerinin
amber kokularına,
geçmişin pişmanlıklarına;
geri dönüyoruz,
buğulanıyor gözlerimiz
yeniden yaşamak istiyoruz,
ama nafile,
asla bizim olmayacak bir zamana;
sadece özlemleriyle tutunmak istiyoruz…

Sıklaştıkça özlemler
hep o bir vakti daha çok hatırlatıyor insana,
geçmişin hasretlikleri ara vermiyor
gecelerdeki hesaplaşmalar
her saatin bir hatırasını canlandırıyor,
kaybettiklerimizle kavuşmalar;
sabahı akşamı, maziyle beraber yaşatıyor
hiç kaçamayacağımız sonun, kulağımızdaki yankılanan sesleri…
Yattığımızda en çok düşündüğümüz;
sabah olacak mı sualleri
korkudan öte ona olan ve giderek artan merakımız;
karşılaşma ve kavuşma heyecanına
yaklaşıyoruz galiba,
artık ölüm denen hayattaki en sona…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşkın Rayihası…

Aramıza konsa da bin kahır
öylesine doldurdun ki hayatımı
bende bana yer kalmadı,
aklım uzaklaştı
ruhum üryan…
Heyecanına yenik kalp atışları
titriyor
gözlerim, sonsuzluk penceresinde
dalmış âlemine hayran…
Büyülenmiş,
ilan etmiş başından
mağlup,
diz çöküyor önünde
çırılçıplak
benden ayrılmış gönlüm;
her bir tınısı
makamların ahenginde
harikulade sesinin renklerine,
tebessümüne kanmış
bekliyor tasavvur ötelerinde,
yapayalnız, divane…
Aramıza konsa da bin kahır
ben kendimi Sende buluyorum,
yakarışlar,
bitmiyor sana dair söylenecek sözler,
fırtınaya yakalanmış toz bulutu gibiyim,
savruluyorum,
parçalanıp, eriyor, kayboluyorum
her haline razı aşkla dönüyorum
semazen oluyorum umudun girdabında
dönüp duruyorum…
Gün ışığında uğurlarken bıraktığın sızıya
öyle büyük ki isyanım…
İnliyorum
ebedi kaybetmemek için seni,
Ay ışığına sabırsızım,
kalkıyor gecelerde mahremiyetler
bütün ayrılıklar
yakın oluyor
sanki avuçlarımda, gökyüzündeki yıldızlar
sonra Seninle başlıyor bütün düşler,
taçlanmış uykuların
mor rüyalarında yalnız değilim,
efsunlu dokunuşların hiç bitmiyor,
sıcacık nefesin ayrılmıyor dudaklarımdan,
gitmiyor fısıltılı sesin kulaklarımdan…
Rüya da olsa doyamıyorum seyrine
kelimelerin gücü yetmiyor, anlatamıyor seni
İlahi, öyle güzel eylemiş ki
yakıştırmış sihirli bir aşkın rayihasına seni…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Yalan Ustasına…

Ne gözlerinin ışığı
ne sesinin rengi
kalmadı, kayboldu gitti benden
öylesine bıkkın, öylesine yorgun
bakıyorum
inanılmaz güzel oynuyorsun sahnede;
üç kafadarlı bir oyun…
Her anı hesap dolu yalanların,
müthiş yönetiyorsun dalavere dubarayı
hele biri de var ki;
yüzünde maske, bir dolu sahte tebessüm
nasıl koşuyor ardından
kısa mesafede
şaşırtmaca
diğeri de ne ki? Şili parası…
Yer altına girdin
gizlendin sözüm ona
ezberledim hep aynı oyundasın ama
aktörler/aktrisler akıllıyı oynuyorlar,
seyirciler aptalı
nereden bilsinler ki;
yerin kulağı var
abdalın da bir kalbi,
verdiğin bir zamanlardaki ahlak dersi
alışkınsın utandırmıyor bağırarak savunduğun sesi
o kadar sarmış ki; yalanlarla dolan seni,
dönüp bakmıyorsun bile,
kızarmayan yüzünle
her adımın doğru gibi sanki
öyle emin,
bir dolu insanı
nasıl sığdırıyorsun avuçlarının içine,
üçü beşi yan yana gelseler de
her bir elin, birinde
gözlerin ayrı bir kaçında,
fısıldayan sesinle; hepsi sende,
top yekun müthiş irade…
Yapamıyorum, yapamayacağım
öylesine şaşkınım
arzular dağıldılar yine
ne gözlerinin ışığı benimle,
ne de sesinin rengi…
Durmadan tazelenmiş hep heyecanım
tanımaya çalışmışım,
yalan dünyanın yalan ustasına
eğilmişim,
hayran,
aşık olmuşum
anlıyorum, meğer büyülü gücüymüş beni aldatan…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Söyler misin bir yıldızla nasıl yaşanır ?

Fethettiğin gönlümü sana açıyorum
afet-i devran;
göz alıcı halin muhteşem
çılgınlık oyununa açık,
parlıyorsun
hangi uzağa gitsen
ışıltılı yıldızsın
ruhunla cezbediyorsun…
Çağıran güzelliğini seyretmek yetmiyor artık
merakım öylesine büyüyor ki,
dokunmak istiyorum tılsımına,
değse diyorum, sevse tenini ellerim,
biter mi renklerindeki büyülerin?
Yoksa kızıl ışığının şiddetine kapılıp,
hiç olurum, yok olur,
kaybolur, ben mi giderim?
Bir sen bilirsin beni
bir ben yaşarım bensiz seni…

Bazen yükseldiğimi hissediyorum gökyüzüne,
sıcaklığın götürüyor çekiyor hayaline;
çekingen, ürkek geliyorum bir yıldız mesafesi uzağına
öylesine derin bir sessizlik var ki; gecenin karanlığında
göz bebeklerimi kamaştırıyor bakamıyorum ışığına,
dayanılmaz arzular kıvılcım olup sarıyor,
sarıyor her yakınlaşmada daha da çok bağlanıyor
daha çok sokulmamı,
bir nefes kadar yakın,
belli ki dayanılmaz ışığın
maşrıkla mağrip birleşsin istiyor…
Titriyor, korkuyorum yaklaştıkça artıyor heybetin,
dalga dalga yayılıyor tebessümün,
mest oluyorum
tutam tutam tutabilsem diyorum
avuçlarıma sığdırabilsem
yüzündeki tebessümleri
içsem içebilsem de
abı hayat çeşmesi gibi sonsuzluğuna ersem…

Gecenin koyuluğunda
ışığına hayran
gözlerinde mutluluk denen muammayı arıyorum…
Verebilsem bir dünyayı
serebilsem önüne düşleri, hülyaları
söyler misin bir yıldızla nasıl yaşanır?
Arzular çılgınlıklarına amade
râm olunur
bütün bir hayat koşulsuz değişir bakınca ışıklarına,
tutam tutam tutabilsem diyorum
sığdırabilsem, alsam koynuma
mutluluk denen o ışıltıyı,
sınırsız sevsem
sabırla okşayabilsem,
ve zamanlar dursa
seninle yaşamak buysa
bir alemi masalda
ışığında kaybolup gitsem
cennetin gülleri gibi sonsuzluğuna ersem…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sende Yaşadıklarım…

Sönmeyen bir meş’aleyi tutuşturdun ellerime,
gücün alevlerde,
ruhu çıldırtan
aklı yok eden büyünün
ateşle buluşmasıdır
sende yaşadıklarım…
Kalbin tendeki sıcaklığı gibi taptazesin,
sarmış bütün gönlümü kıvılcımların
kızıllığı kadar muhteşem ateşle raksın,
seyrederken eriyorum,
tükenip yok oluyorum,
sonsuzluğu taşıyorsun avuçlarında,
yakıyorsun, zevke dönüyor feryadım,
kaldıramıyorum başımı,
hiddetinin tutsağıyım,
her seslenişinde yeniden doğuyorum hayata,
aydınlıkların kibri, gecelerin büyüsü
nutkumu tutan gözlerindeyim,
bakışların buyruğun oluyor;
hükmediyorsun, hükümransın
gücüne  eğiliyorum…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın