Arkadaşım; yalnızlığım…

Öyle alışmıştım ki rüyalarına
birlikte geçmişti sanki
koskoca bir yüzyıl…
Ayrılığınla artıyor
yalnızlık korkularım,
kâbusuna dönüyor,
bütün hayatım…

Bir deryadayım;
üstümde gök kubbe sonsuz,
alabildiğine siyah boşluk aşağılarda,
düşüyorum bir anda,
kayboluyorum karanlıklarda…

Çığlıklar taşıyor dudaklarımdan
gayesiz batıp çıkıyorum
boğuluyorum korkudan…

Üşüyorum,
titreten azgın rüzgarlardan
amaçsız savruluyorum sağa sola
ne olduğunu anlamadan
bir aşağı, bir yukarıya
öylesine çaresiz…

Hesap saatindeyim sanki…

Hatalarım,
günahlarım,
sırayla karşımda…
Konuşmak istiyorlar belli ki,
sabırsızlar,
yüzleşeceğiz hepsiyle,
kurtuluş yok,
yaşanmış bir zamanı;
dakikalara, bilinmez
belki saniyelere sığdıracağız…

Uçsuz bucaksız sonsuzluk,
dümdüz olmuş yeryüzü…
Koskoca alemde
arkadaşım; yalnızlığım,
tutunacak kimse yok…

Kabusta tek umudum bir gönül…
İlk karşıma gelen
sevgili annem;
nur yüzlüm, ak saçlım
elinde tespihi,
yakaran gözleri…
Konuşmuyor,
süzülüyor pınarlarından,
sadece iki damla merhamet gözyaşı
terk ediyor, hiç durmadan…

Alelacele konuluyor hemen önüme
önce günahlarım,
sıralanmışlar alt alta
şaşırıyorum; birde de
doksan dokuzuncu satırında da
“Sen” yazılısın…

Bahardı günlerden,
içimde tutamadığım
çocuklar kadar günahsız
sana dair bir “rüya”yı açmıştım…
Al al olmuştu yanakların
saklı bahçenin açmamış gülü
gonca demiştim dudakların,
kuğu boyunlu
çok güzeldi omuzların,
yeryüzünün güzel meleği…

Öylesine girmiştin ki hayatıma;
adın zikrim,
yüzün mabedim,
tükenmeyen isyanlarımdı ayrılıkların…
Ruhumda yaktığın “aşk ateşi”ydi
Sana yazdıklarım…
Seni sevmekmiş yegane günahım…
Sana verilecek bunlarmış
meğer bütün hesabım…

Masum ruhumla
yöneliyorum yeniden Sana;
dualarım, tek dileğim;
bir ışık, bir nur; yüzün,
umudum; tebessümün…

Bir ses, ismimi fısıldıyor,
donup kalıyor o anda her şey;
bıçakla kesiliyor azgın rüzgarlar…
Yıldırımlar susuyor…

Bir sessizlik, sesinle
huzurdan ayrılıyor karanlıklar
deli eden korkular;
nalan yüreğimi kaçarak terk ederken,
siyahlar içinde
çıplak omuzlarına düşmüş saçlarıyla
hükümran bir kadın,
yıldızım,
ihtişamla tutuyor ellerimden…

Gözlerine bakamıyorum;
takatimi, Sen gelene kadar
yollarına döktüm,
tükettim, kalmadı mecalim…

Bakamıyorum yüzüne,
kaybolacak ümitlerime;
sensiz bir hayatı söyleyemem,
umutsuzluğa dönemem,
dayanamam artık,
Sensizlik acılarına…

Yalvarıyorum, bırakma ellerimi
muhtacım Sana,
Sevdiğim Sen tek kadınıma…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Aşk erenlerinin nefesine…

Adın geçince düşüncelerimde
dayanılmaz yüce saygın
doluyor yüreğime,
titriyorum,
kalkıyorum ayağa,
eğiliyorum önünde…

Düşünemiyorum;
hicranın bittiğinde,
göstereceğin sevgine
gönüllü can verirdim
sarınırdım sevinçten
vereceğin beyaz kefenine…

Ayrılığı ben seçtim
pişmanım, yüzüm yok!
Yerlerde sürünmeli kibrim,
bedduaya uğramış
şimdi anlıyorum aklım…

Sana yönelen cüretim;
ellerimle bir çukur kazmışım
şimdi çok bedbahtım
işte o benim,
kaderim,
öyle kalın çizilmiş ki;
değişmiyor alın yazım …
Talan ediliyorum
tutuyor kollarımı ahın…
İçim acıyor cezalıyım,
sensizliğe mahkum
günahkarım aziz kadınım…

Kıskanıyor,
dağları bekliyor
seni kaybedeceğim
korkularım…
Ötesine bir ad bulamadığım
tutkularım
diz çöktürüyor,
artık Senindir tüm benliğim…
İster süpür ayağındaki toz gibi,
Zülfikar elinde
istersen boynumuz kıldan ince…

Diyorsan, tapınacağım,
onuru unutuyorum kapında
hazırım kederden bin parça olmaya
buyruğunla kırılırım,
yüz sürerim öpülesi ayaklarına…
Ezilir toprak,
çiğnenir yok olurum…

Ulu kadın;
mısralar utanıyor
yakarışlarıma yetemiyorum,
bakınca ay yüzüne
kağıdı kalemi bırakıyorum;
ya medet!
Diyor, koşuyorum
aşk erenlerinin nefesine…

Ayrılmasam kalsam hep yanında
sonsuz razıyım
eriyip kaybolsam kızgın bakışlarında…
Öyle perişan dağılmışım,
sığınsam kalsam sine i canında…
Bin bir yakarışım Sana,
muhtacım; Sen ulu kadın cananıma…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Asumanda, mavi bir rüyada…

Bir pazar sabahında
yarı uyur yarı uyanık
sayıklayarak
biten gecenin ardından,
henüz günün dönmemiş şafağında,
gözlerimi açıyorum yine yokluğuna…

Kalbimde sen
yumuyorum gözlerimi yeniden;
sığdırıyorum
göz kapaklarıma,
mavi gökyüzü yatağında görüyorum
muhteşem bedenini…
Önümdesin artık,
derinden uyuyorsun…

Yastıkta dağılmış saçlarına
dokunuyorum önce sessizce
kokluyorum onları…

Sıcakladın galiba
atlastan yorganı atmışsın üzerinden…
Aşk oyunu istiyor gibisin…
Seyrediyorum sadece
korkuyorum uyanırsın diye…

Dudakların;
uykuda kurumuş
suya susamış goncalar,
birbirlerine yapışmışlar…
Açmak istemiyorum gözlerimi,
ne olur bitmesin bu güzel temaşa…
Uykuda olmadan,
yaşamak istiyorum seninle
asumandaki mavi bir rüyada…

Kadınım, yetsin bu ayrılıklar…
Hicrana şahit bulutlar,
buğulanıyor zoraki açılıyor
iki damla yaşla mahzun gözler…

Hayal kırıklığı bu, inliyorum
acı veriyor bana yokluğun,
gerçek bu ya biliyorum ki yoksun
açıldığında gözlerim;
kalbim yine sensiz,
yine yalnız ve yine suskun…

Orhan Çimen
(Bir pazar sabahı seninle isimli şiirin kısaltılmış halidir. )

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Mahzun, yalnızım…

Öyle güzelsin ki;
bir değdim tutuştum,
yaktı, kızıl akkor ateşin,
eridim, aktım, lav oldum
kavruldum sıcağında…
Kapılmış gidiyorum,
açtığın yatağında,
yüreğim darmadağın
kaynıyor ruhum
sıkıştı kaldı magmada…

Öyle güzelsin ki;
gitme! Sensiz olmuyor,
nefessin soluk aldığım,
kayboluyor gözlerim ardından,
sesin yok; bitiyor sanki hayatım…
Mahzun, yalnızım,
yıldızsız gecelerin
en koyu siyahındayım…

Öyle güzelsin ki;
yetersiz kalıyor,
sana koşan bütün kelimeler,
isyan ediyor heceler,
hepsinde hiddet var;
yalın! Yalın yalın diyorlar
sıralanan dizeler…
Güller,
soluk kalıyorlar
hayat, gonca dudaklarında…
Terk edemiyorum esrarını
eriyorum bakışlarında
kaybolduğum sonsuzluğunda
sana sığınıyorum…
Yakarıyor,
bak işte hicranına ağlıyorum…

Öyle güzelsin ki kadınım;
söylemesen de biliyorum
sakladığın sırlarını;
ödünç verdiğin
ışıltını,
dalıyorum her gece hayalinle
sen diye misafir ediyorum ay ışığını…
Bakıyorum ne kadar cömertsin,
kıskanıyorum görmesin kimseler seni
açıyorum perdeleri
dolduruyorum odama bütün ışıklarını
Sen diye bakıp seviyorum
aşkımı ilan ediyorum
sabahlara kadar usanmadan
dinliyorlar sessizce…
Hiç bitmese
seninle olduğum zaman
geceler sonsuza kadar sürse…
Ne kadar haykırsam,
yalvarsam dualarımda;
çaresiz,
yine dönüyoruz sensiz gerçeğe…
Baskın doğan güneşle
ışıltılı silüetinle,
vedalaşmadan alelacele
kayboluyorsun bütün gizeminle…

Öyle güzelsin ki kadınım;
pişman değilim,
sıcağında kavrulup
tutuşup yandığıma,
akkor ateşinde
lav olup eriyip aktığıma
sesinle sarhoş,
Mecnun olduğuma…

Orhan Çimen

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Hayal dünyası…

Hatırlamaya çalışıyorum yüzünü
ebedi ayrılıklar aramızda…
Her gün sesleniyorum sana
kayboldu zaman kavramı
sanki ölümün provası…
Bu kadar bir boşluk hiç girmemişti hayata
Sana dair ne varsa
silinmiş, yok hafızalarda…
Seni öyle özledim ki;
başını alıp giden saatler
yokluğun yüzyıllarda…
Yok diyebilirsin
ben değilim desen de
hikayenin yegânesi
özlemin adı,
yakarışların uzandığı ruh,
hayal dünyası,
yaşama sevinci,
bitmeyen bir umut, sardığım bedensin…
Bitmiyorsun,
benimsin,
çağırdığımda koynumdasın;
işte kalp atışların
ten sıcaklığın,
baş döndüren kokun,
tel tel sevdiğim
saçların,
O Sensin…
Şems’sin,
geceleri ay ışığı,
seher vakti ayrılığımsın…
Her şeyin;
çok uzakta da olsan
denizler ötesi ayrılığın,
rüyalarda vuslatın
içinde Sen olan zaman,
o kadar güzel ki…
Işıltılarını yazmak,
Işığınla hayata bakmak,
Nuruna sarılmak
O kadar güzel ki;
Seni anlatmak,
Binbir Gece Masallarıyla
Seninle hayal dünyasına kapanmak…

Orhan Çimen

30 Mayıs 2014 Kuşadası

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın