Tir-i Müjgân

Bilmiyorum bana ne oldu,
bütün zamanlara sen dedim,
yelkovanı akrebi saatlerin
Tir-i Müjgânın oldu…
Titriyor beklerken yüreğim seni
her göz kırpışında bakışların
saadet anlarımın efendisi…
Tebessümün çaresizliğimin umudu,
biçare kıldın üstünüm diyen burcumu,
süpürüp attın bendeki gururu…
Bir elim saçlarımda
bir elim kadeh olmuş sende,
bin pişmanlık fayda etmiyor
değil Gül demeti
oluyor dikenleri…
Her yudumunda dudaklarınla buluşuyor
dudaklarım her temasta,
başım dönüyor dergahında
vecde geliyor gönlüm
her karşımda duruşunda…
Eğiliyorum sen afitaba
bitmiyor isyanım uzak duruşuna…
Ne olurdu yakın olsaydın
bunca yüz sürüşüme
küçücük bir umut kapısına…
Dönüyorum Pîr’ime
af af desem de
ateş olup yanıyorum,
saklansan da ayrılmıyor gözlerim
hep raks eden güzel bedeninde…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Perdeler Hiç Kapanmasa…

Tiyatro sahnesi kurulmuş sanki
sessiz oynanıyor bütün oyunlar…
Anlattıklarını anlamıyorum
iyi bir şey mi söylüyorsun?
Öyle kırılgan, alıngan oldu ki
kalbim, şaşkın bakıyorum…
Bir peri uysallığı var üzerinde
çok alışkın değilim sendeki bu yüze…
Yazdığın senaryonun kimler neresinde?
Ezberimde değil kalacak mıyım hep aynı yerde?
Korkuyorum her an değişecek gibi sahnede…
Kağıt kalem elinde, mühür gözlerin
ferman oluyor, keskin kılıç sesin…
Acı ile yoğurulmuş kaderiyle
aynı hayat içinde nasıl birleşti
beyaz tenli kadın bizimle;
çok yakışıyordu buğulu gözleriyle
alkışların en güzel yerinde
Çabuk kayboldu yine…
Dönüp bakıyor sana, bu kaçıncı yakarışı?
Belli ki kalmak istiyor sahnede…
Oyunu kendine göre yazmışsın nafile;
kıpırtı yoksunu, aciz, korkak,
büyülenmiş, gözleri dudaklarında
çekingen adamın;
bekliyor çıkacak her emirde,
biliyorsun istesen yakacak sanki bütün bir dünyayı…
Galipsin, teksin saray Ece’si
Üzerinde incili kaftan,
Şahinisin her adımında tüm sahnelerin…
Ezgiler, sahne ışıkları hayran bakıyorlar sana
Rolümü bıraktım dönüp duruyorum gururla etrafında
Diliyorum sahnedeyken sen
perdeler hiç kapanmasa…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Şiirlerin Yaşayan Hikâyesi…

Her kelimesinde bağlılığımın;
bir yakarışını,
yakarıştaki umutsuzluğumu,
yorgun nefesimin inlemesini,
sessiz çığlıklarımı
sonsuzlukla birleştirip,
kıyamete taşıyor;
Sana dair bütün hayallerimi şiirler…

İçinden hiç çıkamayacağım
derin bir anaforda, kasırgadır yaşadıklarım…
Uykular sayıklamalarla hep bölünür,
Sana sesleniştir;
uyandığımda dudaklarımdan dökülenler…
Kimi zaman dizeler,
kum yığınları olur,
doluşurlar göz kapaklarıma
ve acıyla uyandırırlar;
koşulsuz eğilirim tek bir buyrukta…
Emir Sendendir…
Hiç bitmeyen tebessümünle
ve o güzel yüzünle
karşımdasın;
mahkûmun olurum,
ve gönüllü yazarım Seni…

Seninle her söyleşi;
ruhumda öylesine
uçsuz bucaksız
bir boşluk yaratır ki;
ay tutulmasındaki
yıldızsız gökyüzünün
o karanlık sessizliğinde yapayalnızım…
Sana tutunmaktır isteğim,
korku sessizliğinde sesin
cesaretim olsun isterim…

Kimi gün;
düşündüğüm varlığın,
yazacağım hasret duyguları
kâbusum olmaya başlar…
Ne gecelerde uğurum olan yıldızım,
ne de gündüz aydınlığı
artık umudum olmak için durur yanımda…

Sana gecelerdir en yakın anım;
yorganı üzerime çekerken
bilirim ki sessizce sokulacaksın…
Biraz geciksen,
uykuya dalacak olsam
eminim dantelalı siyah gece elbisesiyle
rüyalarımdasın…

Bir kovalamaca içinde
kalbimin atışını değiştiren Sana,
şiirlerle başlanır secdeye,
bir tapınmaya dönüşür aşkım…
Kelimelerle Seni tavaf eder dururum…
Ruhum Sana tabi olur
ve rüzgarınla savrulan;
kurumuş sonbahar yaprakları gibi
bazen düştüğüm yerde
ayaklarının altında
ezildiğimi hissederim…

Ruhum artık avuçlarındadır;
avcısının yaraladığı
akıbetini bekleyen güvercinler gibi
korku içinde
çarpan yüreğimle
kan revan acıyla
çırpınıp dururum karşında…

Beyhude değildir
şiirlerde hiç bir yakarış Sana;
nur oldun yağdın dünyama,
ay ışığı yüzünde hayat buldum…
Güneş gibi doğdun kaderime
gök kubbenin ışıltılı yıldızı;
Dilber-i Rana demişler doğumunda bakınca Sana…

Güz yağmurları ile gelen bahar çiçeği;
ağaran günde,
her şafak vaktinde
adınla seslenirken Sana
tekrarlayıp dururum yeminimi;
“Sevgi müjdesinin beyaz güvercini,
evreni saran kokunla
ve bitmeyecek bir aşkla
ebedi seveceğim Seni…”

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Sen; Herşeysin…

Saygısını ruhuma zincir yaptığım,
hayallerimin inci tanesi…
Gecelerimi hasretiyle süslediğim,
kokusunu efsaneleştirdiğim,
baharın ılık nefesi…
Uğruna kıyamet yeminleri ettiğim,
ismini dudaklarımdan düşürmediğim,
rüyalarımın bitmeyen misafiri…
Hüznüne gönlümü adadığım,
dokunduğum her tende aradığım
uykularımda sayıkladığım sevda perisi…
Karanlıklara esir eden
varlığına sevinç çığlıkları attığım
bilmediğim bir efsunla
hayatıma giren sevgi meleği…
Özlemimi kanatlandırıp,
sokağında gece nöbetleri tuttuğum,
yaşadığım acıların büyülü güzeli…
Kaderime isyan ettiren
gökyüzüne sığdıramadığım yıldızım,
hiç bitmeyecek bir aşkın
tutkulu kadını;
Sensin yaşatan
Sensin yaşanan
dünya Sensin
şems Sensin…
Sensin hayat
Sensin cennet…
ay Sensin
canan Sensin…
Sensin rüya
Sensin hüda…
şeyda Sensin
gülşen Sensin…
Sensin semavat
Sensin âlem…
aşk Sensin
can Sensin…
Sensin nar
Sensin yar…
Sen;
adını koyduğun,
bitmeyecek hikayenin
tacısın…
Sen;
bir hayat için
sonsuzluğa taşınan
ebedi sevgilisin…
Sen;
hayalleri süsleyen
mutluluğu anlatan
kutlu neslihansın…
Sen;
mazide olmayan
yaşanan gerçek bir kadersin…
Sen;
bir hayata girmiş
bir bahar,
bir alın yazısısın…
Sen;
tutunduğum bir umut,
özlemimi kıyamete taşıyan,
kara sevdam,
güzel kadınımsın…
Sen; …

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın

Bir Yıl Dönümü…

Öyle mahzunum ki,
sevincini yanında yaşayamıyorum…
Gözlerindeki ışık ne olurdu
bana biraz dönmüş olsaydı;
mum değil
kandil ışığı
belki de daha azı…
Gölgesinin küçücük bir damlası
yeterdi bana sevincinin…
Atacağın kahkahalardan
minicik bir tebessümün düşseydi,
dudaklarıma…
Geç vakitlere kadar
keyfini çıkaracaksın bu gün zamanın,
dilin sürçüp ismimin bir kaç harfi çıksa,
kulaklarım saadetten çıldırır
çınlardı yıl boyunca…
Kalp atışlarının sıklaştığı,
en pembe ile yüzünün buluştuğu anda;
aklından rüzgar hızıyla geçtiğimi bilsem,
bir ömrü seninle yaşamış kabul ederdim…
Ağaç kavuğunda
bir daha gelmeyecek anne kuşu bekleyen
öksüzler gibi çaresiz
ben de sarılmışım satırlarına,
yakarıyorum sana…
Nidalarım gökyüzünü yırtsa da
aksa sel olsa göz yaşlarım,
hakikat bu ya
olmayacaksın, değilsin yanımda…
Sen oradasın…
Küçük bir gece lambasının
yüzüne çarpan anlık bir ışığı olsaydım orada,
yıllarımı karanlıklara
sadaka olarak verirdim…
Bugününü matem ilan ettim kendime,
yalnızım,
söndürdüm bütün ışıkları,
titriyorum,
takvimleri hep geriye,
bu günün olduğu zamanın
bir gün öncesini,
çekip çıkarmaya,
hatırlamaya çalışıyorum…
Ben de gelmiştim gününe
güya tanık olmaya…
Tek bir iz, bir tek enstantane yok,
bir türlü bulamıyorum
o beyazlı resminden hatıralarda…
Nasıl oldu?
Seni ertesi güne gönderdiğimi,
seni görmemiş gözlerimi,
şikâyet ediyorum,
kaderime…
Suçsuz gönlüm;
ümitsiz bir günde bile
hala seninle…
Ah! Gözlerim;
beyaz güvercin için,
şahinlerden neden yardım istemediniz?
Efkârı yüklediniz bir ömür omuzlarıma,
kederle hep oturacağız
yan yana aynı sıralarda…
Ama olsun;
hayal bile olsa
kavuşmak sana,
gözlerimi
dönüp affediyorum bu defa;
dualarımda…
Neyse diyorum;
geç kalmışsa da
yine de görmüş
hayallerime misafir ettirdi seni…
Orada ağırlıyorum sultanım gibi…
Oturduğum sandalyede
bir ürperti geldi içime,üşümüşüm…
Oda bir anda aydınlandı
rengi grileşti perdenin,
evet, evet galiba tan ağırdı…
Uykusuz gözlerim
hüzün dolu ruhuma,
zoraki, mütebessim bakıyor;
şimdi O, kim bilir?
Sımsıkı iki ten
nefesler karışmış
rem uykusunda…
Bense mutsuz ve çok yorgunum…
Gece bitti…
Bitti bir yıl dönümü daha…

Orhan ÇİMEN

Genel kategorisine gönderildi | Yorum bırakın