Mağrur önünde mağduruz başımız üstünde; rahmettir bazen yağmur olur yağar, şiddeti ateştir bazen kavurur yakar, verilmiştir bir kere karar hükümranındır hüküm biçare pervaneyiz döner dururuz döndükçe yok olur gideriz bir çift göz içinde…
Olmayan değerlerden
kendim için bir değer yaratmışım
resmen bu değersizi;
değer gibi belgelemişim ben…
Reddedemediğim;
talihsizlik,
gördüğüm yalanlar,
korkusuz arsızlıklar,
kan donduran kanı serinlikler…
Bütün değerler;
sizlerden af diliyorum,
pişmanım desem kabul eder misiniz?
Ey erdemler! Erdemliler,
Ey sevgiler! Sevgililer
Ey aşklar! Aşıklar,
Sizleri ne kadar aşağılamışım meğer,
Güller, laleler sizlere de haksızlık etmişim,
Ey mehtap!
Melekler, yıldızlar, burçlar…
ikide bir kayboluş nedeniniz;
utancınız mı?
Kızıl renginiz mahcubiyetiniz mi?
Üzgün ve şaşkınım…
Susturamadığım o nida o haykırış neydi?
Zannettim ki haklının sesi…
Hüznüm yerle bir etti hayatımı,
Ama yatsıya kadar sürmedi,
İşte sendeki inkar sanatı,
üzülmeli mi?
Sevinmeli mi?
Yoksa kurtuluş ilanı mı?
Yoo hayır!
Sabırla ve sessizce seyretmeli
zaman gösterecek elbette hakikati…
Bitti, içimde sen deyince titreyen;
sadakat, sevgi ve aşkın sesi…
Alıyorum üzerinden giydirdiğim kaftanı,
özenle başına konulan tacı…
Çok acele yazıyorum
içinde “Sen” olmayan
“sen” i “tekzip”
ikinci kitabın adı…
Bitti nefesler, tükendi sesler,
yok oldu artık heceler, kelimeler…
Sana uzanan ellerim,
geceler boyu süren yakarışlar,
uğruna akıttığım gözyaşlarım,
yazdığım methiyeler,
terk ettiğim uykularım,
küçümsediğim yıldızlar,
eş koştuğum melekler,
yarattığım “sen” için;
hesap soruyorlar şimdi benden…
Seninle hangi değerleri
değersiz kılmışım meğer ben…
Seni bu kadar anlamlı kılan neydi?
Boynumdaki esaret künyesi,
omuzlarımda taşıyamadığım
onursuzluk sevgisi,
dinlemediğim vicdanımın sesi mi?
gözlerimden hiç inmeyen resmin,
apansız öfkelerin,
hüzünlü, ümitsiz bekleyişler mi?
Tutamadığım ellerin,
dokunamadığım tenin,
dudaklarımda yoksa nefesin,
amansız tutkunu taşıyamıyorum;
aşkın yıl dönümünün ikinci baharında,
durmadan yankılanan aşkın nidaları
hiç bitmezken ruhumda,
sensiz geçen hayata,
bir sabah kalktığımda,
yoksan hala yanımda
razı olamam zoraki bir hayata…
Allah’a ısmarladık, verdiğimiz;
“Sen” sözü artık tamam…
senin için de başka gönül hiç bir zaman
Bak şiirlerin bile dili değişti,
sen değiştin, ben değiştim…
Bir sonu işaret ediyor sanki zamanın…
Bir aşkı yaşayarak geldim sana,
dönüp bakıyorum hayatıma,
öyle çok ki çözülmüş toka,
geçti yıllar, kaybolmuş yüzler
artık unutulmuş hatıralarda…
Sevmek, aşkı yaşamak,
tutkuyla bağlanmak
hayal ederken,
hüznümle mutlu olmak,
acı çekmek,
özlerken özlemini sevmek,
Sana, bu işte sensin diyorum…
Yıllar kadar uzaklardasın,
gelmiyor, yollarda siliniyor
mürekkepleri mektupların,
rüzgar melekleri istemiyor
sesim sana ulaşsın…
Bakamadığım yüzünün,
tutamadığım ellerinin,
hasretine ne kadar dayanacak,
bilmiyorum titreyen bu yüreğim…
Ne yapsam nasıl yakarsam
çözülmüyor ki tılsımın
çok uzağındasın hayatımın…
Artık çıkarmalıyım biçare gönlümden
o güzel yüzünü,
razıyım zaten karanlıklardayım,
ay batsa güneş kaybolsa ne olur,
hasretim hiç bitmiyor ki
unutsam terk etsem hüznünü ne olur…
Seni bu kaçıncı inkârım,
Bu sana kaçıncı isyanım
ruhum öyle sıkı bağlanmış ki
çaresi yok derdimin
bak hayalini bile terk edemiyorum…
Hayatımızda kayboldu mevsimler,
yaşıyoruz yalnızca; kışla sonbahar,
daha açmadan dökülüyor yapraklar,
gelmiyor bir türlü baharlar yazlar,
gökyüzü kabusa dönmüş buz kesmiş
dışarılarda ayaz var…
takatimiz kalmadı erkenden oluyor akşamlar…
yüzlerimizde çoğaldı matemli karanlıklar…
dağlarda yüreklenmiş eşkıyalar…
korku sarmış dört bir yanı…
acımasız göz yaşı taciri Avrupalılar…
dağlar yetmiyor şehirlere salınmış uğursuzlar…
düşürmüşler içimize ayrılıklar…
kardeşi kardeşe kırdırıyorlar…
35 yıldır nice ağıtlar…
yetim kalan bebeler, eli kınalı gelinler, yavuklular,
ooff evlat acısı yaşayan analar…
evlerimizi doldurmuş; feryatlar, figanlar
gitti yiğitler burç gibi delikanlılar,
gözyaşlarını yüreğine akıtan babalar…
Akan kanlara avuçlarını ovuşturan sefiller,
bilmiyorlar ki; vuruşturdukları daha dün
Yemen’de Sarıkamış’ta,
Çanakkale’de Trablusgarp’ta
bu bayrak için koyun koyuna gömüldüler…
yarın el ele tutuşacaklar…
Hep tekerrür ediyor tarihler…
bitmiyor kalleşlikler…
kanamaya görsün yaranız…
hemen kurt düşürüyorlar…
etle kemiği birbirinden ayırıyor çakallar…
Pusular, yüzyıllık oyunlar bozulmalı,
bu topraklardaki arşa yükselmiş matemler bitmeli…
Dağılsın artık kara bulutlar,
kucak kucağa yatan ecdat aşkına…
Evet cengaverler; Alpaslanlar, Selahattin Eyyubiler,
Fatihler ve daha niceleri birlikte aldılar,
erenler; Ahmet Yeseviler, Hacı Bektaşı Veliler,
Edebaliler bu toprakları yurt yaptılar…
Acılarımız, bayramlarımız, hilalli bayrağımız,
düğünlerimiz, aşklarımız, aşlarımız,
tasalarımız, tarihimiz, toprağımız…
biliyor bütün dünya biz biziz işte!
yanlışta yapsak içimizde…
biliyorlar ki bütün mazlumlar mutlu olacak birliğimizle…
Bahar istiyor artık bu topraklar, açsın çiçekler,
mevsimsiz dökülmesin yapraklar, bitsin evlat ağıtları,
yar hasretiyle, sıla, ana özlemiyle
mevsimsiz göçmesin yirmilik delikanlılar…
neredesiniz? ey! aklı yetikler,
bilenler! neredesiniz?
yetti! çıkın ortaya, eren olmasanız da
anlatın;
kurt düşürülen yaramızı…
batı dedikleri sadist gaddarları,
sözde insan hakkı savunucularını,
Asya’da, Afrika’da, Amerika’da Endülüs’te
dünyanın dört bir yanında
hayır! değil uzakta
yakındaki soykırımlarını,
bin yıllık tarih andımızı,
hilalli yıldızlı bayrağımızı,
İstanbul’u Van’ı, Edirne’yi Kars’ı,
Erzurum’u Diyarbakır’ı, İzmir’i Iğdır’ı,
Bursa’yı Sivas’ı, Samsun’u Antalya’yı,
Trabzon’u Mardin’i anlatın…
anlatın;
bir zamanlarımızı…
kanlarımızla sulanmış bu kutlu vatan topraklarını,
bizi bize anlatın…
Yüreğimdeki bahar çiçekleri,
umutlarım, tasam,
inci tanelerim;
iki taze aşığın aşk meyveleri,
dün gibi ilk buluşmanın heyecanları,
dualarımızın ezberleri,
doğdunuz peş peşe
22.05’te Bilge
İdil 22.55’te…
Anneniz can yoldaşım
ipek saçlım doğumlarda ne halde
Bayramlar var evimizde,
İlk banyonuz, göbek bağlarınız
Ateşiniz yüksek…
küçüğüm, bebeğim…
derece nerede…
geceler çok soğuk, açılmış üstünüz…
önce kimin üstünü örtsem…
yumak ellerinizi öpe koklaya,
mütereddit geçen saniyeler,
bardakta yapılan taze yoğurtla,
kümesten sıcak yumurta,
bir melek kanatlarında
aman Allah’ım nedir bu telaşa…
bıkılmıyor, bitmiyor her gün başlanıyor
sizinle mesut yeni bir hayata…
minnettarız hep o ulu anaya…
hiç çıkmıyor içimizden ilk ayrılığa,
boğulduğum gözyaşlarına,
fasılasız sabahlara…
güneşte buluta döndük,
karda, yağmurda sıcacık kucağa,
olmadığımız yerde hep ruhlarımız yanınızda…
öylesine saf, temiz öylesine ak…
ben size diyorum dünyadaki melek…
şahidimdir yer gök…
sizden hiç şikayetim yok…
sevgiyle dolusunuz…
her bakışta titriyor yüreğim,
benim iki sevgilim,
Esmerim, kumralım
İki gözüm, iki kızım
ne desek ne etsek beyhude
her şeyimiz kader ağında
yakışıklı bir delikanlı,
güzel bir prensesle
Sağ olun döndürdünüz bizi
işte bakın yeniden başa…