Mağrur önünde mağduruz başımız üstünde; rahmettir bazen yağmur olur yağar, şiddeti ateştir bazen kavurur yakar, verilmiştir bir kere karar hükümranındır hüküm biçare pervaneyiz döner dururuz döndükçe yok olur gideriz bir çift göz içinde…
Şaşırdım çarşı pazar ucuzluğuna,
değerli derken
her şey nasıl oluyor
bu kadar düşüyor;
aşağılar…
var bunda bir şeyler
düşkün kalpler…
anlamaya çalışıyor
ne olduğunu gözler…
öyle usta ki pazarlamacılar…
içine içine bakarak gözlerin
kızarmadan yüzlerin
yüzsüzlüğünde inanılmaz pişkinler…
bu kadar duru yüzde
ne gezer bulanık sözler…
doğruluk diye kime güvensinler…
yalanı ustaca söyleyen diller…
hey! üstsüzler…
vakit geldi bence;
saklansanız yarattığınız gecelere
güvenseniz de
yaptığınız karanlıklara
masum çizgilerindeki o yalanlara
istihzalı tebessümle
bakacaklar değersizce…
yine anlamayacaksın;
tutunacaksın takındığın
masumluk maskesine
sen O’sun sürecek tabii ki
yaşamın süresince…
Sen asla bilmiyorsun!
biliyorum desen de…
hayır hayır!
sana göre değil gönülden sevmek…
bildiğin tek şey, fark edilmek…
pembe bulutlar üstünde,
kara gözlüklerle
nazar etmek…
baharın keyfini çıkarıyor kelebekler;
zannediyorlar onların bütün çiçekler
gökyüzünün mavisi
güneşin parlayan sarılı ışıltısı
senin gibi öyle güzeller…
ne kadar uzun kaldın kozada
kaç yıl geçti sensiz baharlar;
öyle çok beklemiş ki çiçekler,
çıktığında kozadan, beyhudeymiş
meğer, hayalmiş diğer bütün sevgililer…
kelebek kanatlarında,
çırptığın o çılgınca kanat vuruşlarınla, sarsıldım…
içinde yalnız senin olduğun çiçek bahçesinde
o ipeksi dokunuşlarınla yaralandım…
gözlerim takılı kaldı rüyada gibi
mahcup sessizliğine kapıldım…
bir kanat çırpışınla;
şimşekler, yıldırımlar…
aşk denen,
zaman tanımayan
hülyaya taşıdılar…
baharın keyfini çıkarıyor kelebekler;
zannediyorlar onların bütün zamanlar
bittiğinde meltemler,
solduğunda yapraklar,
kalacak yalnızca yaşanan büyülü aşklar…
konmak istiyorsun bütün çiçeklere,
her bir dokunuşunla vadediyorsun bir buse?
rüzgarın değdikçe tene,
yakıyorsun, canlar, kayboluyor ateşine
hayatın benziyor tıpkı kelebeklere…
nedir çaldığın o kadar gönül kapısı
bak dağılmış avcılar
çiçekler arasında… güzel kanatlı,
bahar sevdalısı,
kelebeklere bakıyorlar…
çok değil bir kaç kanat çırpışı…
sonrası…
pişmanlık göz yaşı;
kırılmış hayaller,
ve bitiyor kelebeklerin rüyası…
Söylendi artık bütün sözler…
gelmiyorsun,
çaresiz talip oldum sensizlik azabına…
topladım kırılmış bütün hayallerimi,
sesin ve nefesin olmadan,
söz verdiğim gibi işte bak,
sensiz ve yalnız yürüyorum…
zorluyorum ruhumu hicranında,
baksın diye uzakta olsan da
sana gelmeden daha
o sizin arka sokaklarda…
donup kalıyor zavallı ruhum soğukluğunda,
gözlerim can atıyor bu defa,
heyecanla çıkıyorlar yuvalarından,
ama korkuyor bakışlarım;
saklanıyorlar,
o karanlık, o anlaşılmaz gazabından…
giderek uzaklaşıyorum,
bir zamanlar var olan
kar tanesi umutlarımdan…
şimdi yaşamak;
olmadığın yerlerde nefes almaksa;
yakın olmak için Azrail’e,
sokuluyorum! korkuyla da olsa…
sen yoksun ya kalmadı gücüm,
yok takatim;
hiç konuşmadan, uğraşmadan
istiyorum ruhumla hemen tanışsa…
ama önce ona yakarsam;
kıyamete kadar seni bekleyeceğimi söyleyebilsem
kırılmış hayallerimi sakladığım kalbime,
hiç dokunmasa…
ve bir dilek dilesem ondan;
hani sana sıkıca sarılmıştım ya
işte o zaman verdiğin sıcaklığını,
ve yanaklarına değdirdiğim ilk buseyi,
götürsem senden bir hatıra olarak,
saklayabilsem yanımda…
Bir dünya yaratıyor insan;
rüyalar, düşler, hayaller…
kimilerine veriliyor bazı roller;
dağıtılıyor umutlar…
İnanmak istedikleri hep öne geçiyor…
Sonra yarattıklarına tapınma başlıyor…
Büyütülüyor; büyüyor hayaller,
gerçekle serap karışıyor…
öyle tatlı ki düşler,
ucu sonu yok ki hayalin,
dönülüyor, terk ediliyor;
kimi zaman korku oluyor gerçekler,
biraz yumuşaksa kalp;
tanışmışsa bir defa sevgiyle
amadedir çabucak inanmaya,
gönül desen;
hep görünmeyen yükseklerde;
ama hazırdır şahinlere av olmaya,
işi zaten o…
Ay ışığı benden çok hayale dost oluyor,
yıldızlar desen;
adı üstünde, olmayan yıldız
yaratmak değil mi mesleği,
mehtap; göz kamaştırmaktır işi,
geceler ki;
her bir doğruyu gizlemezler mi…
Hele o şarkılar; ruha akıtılan melankoli…
Esirdir artık akıl;
hayale,
köledir yarattığı,
gerçek olmayan sevgiliye…
gerçek olsa da kılavuzu gönüle…
Geceler haramdır sabah olmaz,
uykular korkudur;
hayaller kaybolur, ya rüyalara gelmezse?
Artık;
acılar zevk verir, sevgili; hayır! yok derse,
mutluluk bakışlarındadır onun,
tebessümü umuttur,
kaş çatışı karalar bağlamaktır hayatta sonun…
senin değildir artık ruhun,
istemesen de her çırpınışta,
gönüllüsündür kollarına tutunmaya,
sürer gider
gel-gitler
kimi gün isyanlarda
kimi gün sevdalardadır
aşka tutulan…
Ama bazen tesadüf de olsa ortaya çıkar korkulan;
Ulu dağlar birer küçük tepe,
Heybetli görülen akarsular birer ırmak,
Nefes aldığım, hayat veren o güzelim ormanlar
heyhat ağlıyorum; meğer birer serap!
Bir gün önce semalarda süzülen kanatlı meleğin,
Ne işi vardı yerlerde, aşağılarda dersin…
İster bir masal, ister bir rüya;
Aşktı yaşadığım, periydi sevdiğim dersin…
Ne olurdu bitmeseydi keşke bu sonla…
Ama gerçek olan,
itiraf;
Yarattığım hayalin; hayal kırıklığıdır dersin…
Nerde sızlayan bir yürek görsem,
sen diyorum,
sana koşmak geliyor içimden…
merdivenlerinizi çıkmadan
yarı yoldan dönüyorum…
Mahalle bakkalınızdan alışveriş yapıyorum…
hep, bütün veriyorum,
üstü, senin parandır diye…
Kimi zaman sessizce geçiyorum
geceleri sokağınızdan,
Işığı yanan pencerede silüetini arıyorum…
sonra bakıyorum,
sevinçlerim sönmüş,
hasretim karanlıklar oluyor,
mateme giriyor kalbim…
seni saran yorganı,
ipek saçlarını özenle koyduğun yastıklarını kıskanıyorum,
acaba diyorum;
dalmadan uykuya
o ahu bakışlara takılıyor mu isyanlarım…
Sonra dönüyorum yalnızlığıma,
yazdığın mektupları kelime kelime,
satır satır okuyorum ve
tekrar dönüp bir daha bir daha okuyorum.
Senin o güzel parmaklarından dökülen
acımasız ve bir o kadar da hak etmediğim heceler,
isyan ettiğim;
sensizlik kaderimin çizgilerini,
öylesine derinleştiriyor ki…
Şiirlerde güzelliklerini resmettiğim,
hasret çığlıklarımı seslendirdiğim,
kara sevdasını ve hiç doyamayacağım
aşkını hüzünle satırlara taşıdığım
seni ve yazdıklarını düşünüyorum…
Ve artık çok iyi hem de her şeyiyle çok iyi
tanıdığım yüzüne, saatlerce bakıyorum.
Gözlerini ve çok iyi bildiğim bakışlarını
her şeye rağmen medyunu olduğum seni,
ve uykusuz gecelerimi karşıma alıp,
konuşuyorum onlarla…
Verdiğin acılarla yüzleşiyorum.
Değişen, tutkunun esiri olan,
yüreğinde yanan aşk ateşinin
sıcaklığında eriyen;
ruhu, aklı karma karışık,
geçtiğin sokaklarda kokunu arayan sevdamı,
arzularının tutsağı kendimi ve
seni neden bu kadar istediğimi düşünüyorum…
Perişan ettiğin ruhumun,
dayanılmaz arzulara karşı koyacak,
gücünü yok ettiğini görüyorum.
Şiirlerde mısralara sığmıyorsun ki,
yetersiz kalıyor kelimeler…
Her şeyinle dönüp duruyorsun,
gece gündüz demeden dünyamda…
Çaresizlik yakıp kavuruyor sensizlikte… gün ışıyor…
hayalini ümitlere taşıyacak rüyalarım için
Zoraki kapanırken gözlerim
ve yine bir şafakla sana sesleniyorum; “Şiirlerim senin hayal resimlerindir. Senin ruhuma hükmedişinin, birer yazılı belgeleridir. Söz dinlemez arzularımın yakarışıdır sana… kalbimin vuslat gözyaşıdır… Çünkü sen hayatsın, hayatın ta kendisi ve gerçeğisin… sen…”