Uğrak…

Gurur para etmiyor
aşk denilen uğrakta…
Bir gece yarısı mı olur
bir akşam üstü mü?
Yoksa aydınlık bir günde
bilinmeyen
herhangi bir zamanda mı girilir?
Kapılar ardından kapanır,
çıkışı olmayan tek odalı handır,
bir ulu tepe üstünde
vakitler değişmez hep gecedir…
Ekmeği ağıt, aşı hicrandır…
Ay ışığı; aydınlığı
dostları; bitmeyen yalnızlığı…
Beklenen yârin siretidir,
kalp içten içe yanar
azabını sessiz yaşar…
arşenin gizemi,
Ney’in nefesi dolaşır,
mızrabın hüznü,
binlerce tövbeler vardır
pişmanlıklar yankılanır,
isyanlar sükut eder
taş duvarlar arkasında…
Heveslendiğim hicranını
kuş tüyünden hafife almışım,
meltemle gonca tanışmadan
dalında soldurmuşum…
Nasıl yanılmışım?
bütün umutları
bir bir eritmişim
kibrin kor ateşinde…
Bayram demişim ayrılığına
çekip gittiğin gurbet eller de
derman değilmiş
beyhude sığınmışım
unutmak için yaptığım yeminlere…
Kapattım kendimi yanıyor gönül narına
hiç gitmedi ki sesin kulaklarımdan,
ruhun, mahpus gardiyanı
ayrılmıyor bir lahza kapımdan…
Mağrur hırkamı çıkardım attım sırtımdan
koydum başımı taş yastıklarına
sarılıyorum yorganım diye
gönül gazabına…

Orhan Çimen

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.