Bahardı mevsimlerden,
leylak kokusu vardı
ilk dokunduğumda
yumuşak kadife tenine …
Bahçelerde açmıştı bin bir çiçek,
kuşların dilinde
seni tarif eden mutluluk şarkıları…
Solurken derin bir hülyayı,
anlamadım nasıl nereden doldu
kirlenmiş ten kokuları,
solmuş nefesler sardı bahçeleri,
kayboldu muhabbetin dilleri…
Şaşırdım!
İrkildim!
Korkuttum;
gül bahçelerinin o zarif şakıyan bülbülünü…
Korktum!
Kaybetmekten, sakındım kem gözlerden…
Kırdım sürgünleri,
çiğnedim tomurcukları…
Tutamadım çiçekleri,
avuçlarımda soldular…
Allah aşkına paylaşılır mı?
Pembe kanatlı kelebek,
zannettim yaban ellerde kırılacak,
bu taze güzel melek…
Arkamı dönüp gitmeli miydim?
Ama ölesiye sevmiştim…
Binlerce terk ettim,
her defasında dayanamadım
yalvarırcasına peşinden gittim…
Olmadı daha çok kırdım,
ama o kadar daha çok sevdim…
Havadan, sudan, toprağından
kıskandım…
Kara sevdasına yakalandım…
Mesafeler boyu leylak kokusu aradım…
Sümbüller, laleler, manolyalar,
bitmiyor baktım;
karşımda ıtırlar, yaseminler, burcular…
Kör oldu gözlerim,
sonunda uzaklaştım
bütün kokulardan…
Kendini bana tarif edenlere
hep senin adını verdim…
İşte bak! Bir ömür geldi geçiyor,
yeminim;
evvelim de sensin ahirim…
Teksin, sensin kadınım benim…
Orhan Çimen