Burcunun Kadınısın…

Handan görmüşüz,
marifet sahibi demişiz
yakalanmışız ince hastalığına;
aşk acılarının
öyle derinlerde ki sızıları…
Çaresiz dert,
terk edemediğim kara sevdası…

Mahzun bakıyorum yüzüne,
alevlendirmek için
çalı çırpı taşıyorsun
hiç durmadan küllenmiş ateşe…
Tutku dediğim serabım,
tanıyorum aklını…
Nasıl önlerim?
Senden gelen,
ateşten rüzgarını…

Bakmaya görsün,
yakıyor, acımasız
büyülü gözlerin…
Anlatırken bile seni,
korkun hep karşımda,
titriyorum,
tekrarlayamıyorum
unutuyorum lisanımı…
Haydi! Diyorsun, haydi…
Tebessüm mü yüzündeki?
Yoksa meydan okuma mı?
Değil, burcunun kadınısın…

Tutuyorsun kaçış yollarımı
sihrin; avuçların,
çizgilerine hapsolmuş mahkumum…
İntikam mı?
Yoksa zevk aldığın oyununda mısın?
Karma karışık kafamı
toplayabilsem,
yanıma alıp,
kaçıracağım aklımı…

Artık sustum, susuyorum
lal oldu dillerim,
ayrılık gününde
önünde diz çökebilseydim
çok sevdiğimi söyleyebilseydim…
Uzanamadı ellerim
küçük bir umudu
teninden gelir diye bekledim…
Şaşkınım,
kırkbin kırıldı ümitlerim,
öylesine bitap düştü ki,
taş kesti sanki yüreğim…

Kerem görmüştüm
muhtacım demiştim sana,
sığınmışım hüzünle
beyhude,
saltanatına…

Orhan Çimen

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.