Mektup…

Her kelimesi bir meş’ale,
yüreğimi titreten bir ateş
mektuplarını özlemişim…
Bir bilsen ne anlama geldiğini
sen kokan mektuplarının;
dokunuyorum seviyorum onları sen gibi,
karşıma alıp bakıyorum resmin gibi,
kokluyorum nefesin gibi,
içinde gönderdiğin öfkelerine sarılıyorum,
duyuyorum kızgın kalp atışlarını…
Azarlanmış çocuklar gibiyim,
satırlarında yükselttiğin sesinle
doğranmış yüreğimin acısını bastırıyorum,
başımı önüme eğip,
“ben öyle değilim” diye savunuyorum,
konuşuyorum,
seni, ne kadar çok sevdiğimi,
ruhumdan silinmeyen heyecanını
daha iyi anlıyorum,
arkamı dönüp sevinç çığlıkları atıyorum…

Sen hicranın ne olduğunu bilmiyorsun…
Beyaz güvercin kanatlarına
sevda masalları yükledin mi hiç?
Rüyalara gelmezse deyip
uykulara küstün mü?
İsmini haykırarak gece karanlıklarını böldün mü hiç?
Çağırdığında tebessümün
yıldızlar eşliğinde geldiğini gördün mü?
Bir ömür gurbetle aynı yastığa baş koydun mu hiç?

Öyle bunalmıştım ki;
Sığınarak alicenap gönlüne
uzattım sana ellerimi meydan muharebesinde
tutamadığım ellerine,
bir mektup yolluyorum pulsuz postayla
yalnızım, kan revan içinde,
olabilseydim ne olurdu bir pazar sabahında seninle,
korkularım, bak işte sensizlik böyle düşlerimde…

Öyle güzelsin ki;
nasıl anlatsam dediğimde seni,
kifayet etmedi bendeki utangaç sevda bilgileri,
çağırdım kelimeleri,
yeminler olsun günahım yok,
onlar baktılar,
onlar biliyorlar en güzel halini
ve onlar anlattılar bir pazar sabahında seni…

Orhan ÇİMEN

 

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.