Savaşın Çocukları…

Doğumun sevinci,
ölümün kayboluş hüznü;
hayatın kendisi…
Kimimiz aşkla,
kimileri yaşıyor savaşla
masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
herkesin var ayrı bir hikayesi…
Kimilerinde avuçlara sığmayan
mutluluklar,
kimimizde tükenen ömrün
tanışamadığı sevgi hayali…
Onlarsa hiç bilmedikleri
hayali bile öğrenemeden
bir şarapnel parçasıyla
gözü açık,
veda ediyorlar hayata,
belki henüz kundakta,
belki de su, ekmek diye bağırdığı
bir açlık anında…
Kimilerinin gözlerinde gülücükler
soğuğu, kışı görmemişler
hiç terk etmemişler,
sıcacık yuvayı
onlarsa hiç bilmiyor,
yerle bir edilmiş evleri
sokak aralarında sabahlıyor
sonsuz boşluğa bakan
donmuş o insan gözleri…
Doğumun sevinci,
ölümün kayboluş hüznü;
hayatın kendisi…
Masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
herkesin var ayrı bir hikayesi…
Kimileri avuçlara sığmayan
mutlulukla uçuyor gök yüzünde
o kadar olağan ki;
sanki acılar hak edenlerde
dönmüş arkasını
kapatmış çocuk hıçkırıklarına kulaklarını,
kimimiz de tükenen ömrün
tanışamadığı sevgiyi arıyor;
bedbaht, mutsuz…
Onlarsa hiç bilmedikleri hayali
öğrenemeden,
daha on beşi demeden
birini bağrına bastırmış,
diğerini sıkıca eliyle kavramış
gülmeyi bilmeyen, savaşın
dul kalmış çocuk anneleri…
Okul bahçesinde koşmayı
el ele tutuşmayı
öğretmenim diye bağırmayı,
bilmedikleri
oynatılan oyunu,
aşmış boyunu
sürüyerek taşıdıkları silahları,
daha öğrenemeden korkuları,
yerle bir olmuş, parçalanmış
topluyor anneleri,
savaşın
erkek çocuk asker bedenlerini…
Süt görmemiş, süt kokan ağızlar
varken karşılarında
taşlaşmış koca bir dünya vicdan,
tanışamadıkları umutlarla
hiç mi hiç karşılaşamayacaklar…
Öyle ya deyip geçiyoruz;
kimimiz aşkla,
kimileri yaşıyor savaşla
masum ve muhtaç
geldiğimiz dünyada;
nasıl olsa herkesin
var ayrı bir hikayesi …

Orhan Çimen

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.