Neler sığdırmaya çalışıyorsun,
küçücük dünyana…
Bense bakıp engin denizler diyorum
biçare gönlümü gönderiyorum
büyülü diye sinene…
Kalbimin en müstesna köşesine
ilmek ilmek işledim sevgimi
kainatın tüm sevgilerine eş kıldım
açılmış o güzelim gül goncasını
anlatırken seni meleklere,
durmuyorsun,
meylin hiç bitmiyor yabanlara…
Birileri imrenme gözlüklerini
takarken hayatına,
bakıyorum ısrarın yanlışlara…
Mazide kalan o ilk karşılaşma,
en kıymetli mirasım…
Nasıl görmüştüm ki hiç bitmedi kaldı
perili köşkün en değerli hatıralarında…
Bitmemeliydi o gün,
ne olurdu?
Ya da hep aynı kalsaydın
aziz saydığım büyülü günkü gibi…
Hiç olmadın sonraki zamanlarda,
sürdüremedin azize kisvetini asla…
Ne oldu sonra,
değişti birden güzel fıtratın…
Kısa bir rüzgâr esmişti hatırladım,
değdikçe yüzüne sevindin,
serinliklere imrendin,
hafifledin,
kimi gün poyraz olup estin,
bir lodos, bir karayel derken,
savrulup durdun
döküldün olgunlaşmamış meyveler gibi…
Neydi hevesin,
bak işte rüzgarlar bitti
zaman değişti
sallanıp duruyorsun
boşlukta, öylesine şaşkın…
Zarif, latif gömleğini
çıkarıp attın…
Çok şaşırıyorum;
her şeyin öylesine aşikâr,
asumanda Venüs’ken
tercihin neden hep aşağılar?
Orhan ÇİMEN