Şaşırıyorum bazen
Sen ey! Meçhul aşk…
Yaşattığın hasret duygularında;
atıldığım dipsiz karanlık kuyulara
korkularla yok olan çığlıklara
muhtaç ettiğin yitmiş aklıma
yine de Seni
ne kadar sevdiğimi anlatıyorum.
Anlatırken Seni
acılarımın bittiğini,
uzaklaştığını hissediyorum…
gelincik çiçekleri gibi
sarıyorsun beni…
Hasretinle zoraki daldığım
uykularımı çalıyorsun geceleri…
Tan kızıllığını,
çok seviyorsun şafak vaktini
her alaca karanlıkta,
çıkıyorsun karşıma…
Tebessümün göz bebeklerimde,
sarmak istediğimde Seni
kayboluyorsun…
Yarı uyur uyanık yazmaya başlıyorum,
arzı halimi Sana…
Dün de yalnızdım,
masamda resmine bakarken dalmışım…
Saat saat yaptıklarını sayıkladım
uykuda…
Ne giyinmiştin?
Saçlarını nasıl yapmıştın?
kırmızı yakışıyordu dudaklarına…
Onlarca resminde hayale daldım,
şıkır şıkır,
o hafif oyunundaki silüetini gördüm,
karanlık pencereme aksın düşmüştü…
Biliyorum yorgunsun,
bayram,
çok geç oldu,
yatma vaktin,
alaca karanlıkta kalkacak,
dün geceyi, gördüklerimi yazdıracaksın
diye tekrarladım durdum kendime…
Dolunaya yakınız bu gün,
parmaklarında safir bir yüzük var,
güller, etraf yaseminlerle dolu,
başında menekşe tacınla,
gelincik çiçeğisin,
yüzündeki ay ışığınla,
baştan çıkaran bakışlarınla,
karşımdasın…
Yapayalnız Sen ve ben…
Göz kamaştırıyorsun
dilim tutuluyor yine,
tılsımın baş ucumda
bir an başım dönüyor,
efsane kokunla…
Kapanıyor aramızdaki
deniz mesafeleri,
tutmak üzereyken ellerini,
evet, bu kadar yeter!
Nidasıyla uyandırıyorsun beni…
Yine bir alaca karanlığında
yarım bıraktığın bir rüyada,
bırakıyorsun beni;
hayalin ve artık terk edemediğim,
şiirlerinle baş başa…
Orhan Çimen