Yalnız kalınca hesaba çekiliyor
çaresizken sessiz kalmış vicdanım…
Göğsümde başlıyor savaşlar
dört bir taraftan…
Acılar, ok gibi saplanıyor
kıvranıyorum
keskin nişancı kirpiklerim
amansızca her biri batıp çıkıyor
yaklaşamıyor gözlerime uykularım…
Kulaklarımda
meydan muharebesinin uğultuları var,
başımda kükreyen atlar
bir inip bin çıkan nallar
bitmiyor hiç çığlıklar…
Duyduklarımız, gördüklerimiz;
dert olup, kan revan pareliyor
ah! ile dolduruyor yüreğimizi…
Gücüm yetmiyor isyana
konuşamıyorum,
kafam önümde eğiliyorum,
itaatkarım aczin sükuna…
Ya Siz;
maruflar,
iradeler,
konuşanlar,
pusu kuranlar,
haksız hüküm verenler,
kuru ekmeğin yarısını sofrasına koyanlar,
emanete hıyanet edenler,
haksızlığa alkış tutanlar,
can alan eşkiyalar,
yanlışa kıyam tutanlar,
Siz;
taşrada kurnazı,
şehirde aptalı oynayanlar,
hak adına hak yiyenler,
güveni kirletenler,
ağzı süt kokan sabi sübyanı ağlatanlar,
karunlar,
maskeliler,
garipler için tepelere çıkanlar…
Sizde ne kalp olmayı isterdim,
ne göz, ne kulak, ne dilinizde tek bir söz
piramitlere gömülmüş merhametiniz,
lütfedilen ne bir makam
ne ayal, ne yareniniz
ne de bir tebessüme mazhar olmak isterdim bu dünyada
derecelendirilmiş her şahitliğin
onulmaz acılarını taşıyamazdı bu garip vicdanım…
Orhan Çimen