O Nisandan bir yaprak daha yaşanmadı takvimlerde…

Nisan’ı bir sen biliyorsun bir de ben,
kot etekli incili pembe kaftanlı,
mahcup taze…

Al al olmuştu yanakların,
şaşkın, şirin,
bildiğini zanneden, bitmeyen bilmiş halin…
Anlattıklarındaki;
çocuk saflığını,
katkısız dürüst halini
bakarken gözlerine okuyordum…
Dudaklarından çıkan her söz,
şiir gibi tutkunu
yeniden Nisan yağmurları şiddetiyle
doldurmuştu yüreğime…

Bilmem ne kadar oldu?

Sensiz geçen yılları siliyorum
yaşamamışım onca zamanı…

Hep canlı içimde
masal gibi o günü unutamıyorum…
Ezberlemişim her anını;
gözlerindeki ışıltıyı,
yüzünde perdelemeye çalıştığın kaygılarını…
Çalar saat gibi birden boşalıvermişti
gizlediğim duygular
nasıl olmuştu da birer itirafa dönüvermişti,
neler anlatmıştım titreyerek heyecandan…

O Nisandan bir yaprak daha yaşanmadı takvimlerde…
O Nisan O Nisan için sen özeldin
hayatımın masum yalnız üç saatine,
seçilerek girmiştin
bir kaderdi o saatler,
avuç çizgilerine ismi yazılmış bir melektin,
o kadar çok şey anlattın,
o kadar çok şey söyledin ki;
farkında değildin…
Öylesine güzel konuşuyordun ki;
Nisan yağmurları gibi yağdın,
kalbimi sırılsıklam ıslatıp durdun,
bakarken dudaklarına titriyordum heyecandan,
yer etti şimdi izi kaldı titremelerin…

Nisanla gelen kadınım;
geceler boyu söyleşiyorum
kelimelerle hiç durmadan
bir çıngıdan kor ateşine,
sevdalanmışım gizemine…
Tarif ediyorum
nağmelerde sabırla bıkmadan
güzelliklerini anlatıyorum
meftunum diyorum…

Unutamıyorum, unutamıyor bu gönül
baş başa geçirilen o mutlu zamanı
bu bana en büyük ödülün
muazzez sevgili,
unutmak mümkün mü?
Baş başa geçirilen Seninle taçlanmış o mutlu zamanı…

Unutmak mümkün mü?

Unutmak mümkün mü?

Seninle baş başa geçirilen taçlanmış o mutlu zamanı…

Orhan Çimen

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.